Bürokrasi Mazlumderden Rahatsız

Son günlerde Gaziantep’te Valilik ve Mazlumderin içinde yer aldığı iki dikkate değer gelişme bazı açıklamalar yapmayı zorunlu hale getirdi.

Birincisi; geçtiğimiz hafta Mazlumder tarafından Basın Açıklaması ile kamuoyu bilgilendirilmiş  (httpsss://gaziantep.mazlumder.org/faaliyetler/detay/basin-aciklamalari/1/mazlumderden-valilige-ayrimcilik-tepkisi/11037) ama ajansların çekingenliği nedeniyle gündemde gerektiği kadar yer almamıştı. Özeti şöyle:

Gaziantep açısından son derece önemli olan Mülteciler konusunda organize edilen bir toplantı Gaziantep Valiliğinin akıl almaz tutumu nedeniyle amacına ulaşamadı.

Vali Yardımcısı Nursal ÇAKIROĞLU, Valinin de onayladığı son derece garip ve inanılması güç gerekçeyi Mülteci Der yetkililerine şöyle anlatmış:

“Mazlumder bu toplantıda bulunduğu için biz Valilik olarak ve daha önce katılacağını bildirdiğimiz ilgili kamu kuruluşları katılmayacaktır. Katılmamızı istiyorsanız Mazlumder’i çıkarmanız gerekir. Aksi halde biz onlarla aynı karede yer almayız. Çünkü Başbakanın Gaziantep’teki Sivil Toplum Kuruluşlarıyla iki yıl önce yaptığı toplantıda Mazlumder’in temsilcisi eleştirel konuşmuştu”.

Beklendiği gibi, Mülteci-Der Yetkilileri; tuhaf, yersiz ve hiçbir usule sığmayan ve ahlaki olmayan bu teklifi reddetmişler. Ama kamu gücünü kişisel kaprislerinin ve ikbal beklentilerinin tatmin aracı olarak kullanan bu yöneticiler toplantının amacına ulaşmasına engel oldular.

Önce Başbakanın toplantısında olanlarla ilgili kısa bilgi vereyim:

Söz konusu toplantıda konuşan Mazlumder temsilcisi bendim. Toplantıda giriş bölümünü henüz tamamlamadığım konuşmamı sürdürmeme izin verilmedi. Bundan dolayı, konuşmamın eleştirel olup olmadığı bile anlaşılmadı. Aslında konuşmama izin verilmediği için haksızlığa uğrayan ben oldum. Belki de kasıtlı olarak konuşmam engellendi, bilemiyorum.

Ama o gün de daha sonra da konuyla ilgili hiçbir Ak Partili siyasetçi veya bürokratla herhangi bir polemik veya diyalog yaşamadım. Yaptığım tek şey, toplantıda Başbakana duyuramadıklarımı bu köşeden duyurmaya çalışmak oldu:

(httpsss://www.milatgazetesi.com/Basbakana-Duyuramadiklarim/39444#.U4t1lPl_t2s)

Geçmişte kalmış bir olayı şimdi yeniden ısıtıp gündeme taşıma gayretine güler misiniz, ağlar mısınız? 

Böylesine akıl dışı, yasa dışı, mantıksız, keyfi, saçma, tutarsız, omurgasız, kin ve nefretle yoğrulmuş, riya yüklü, ahlaki kaygıdan uzak, ayrımcı ve idarenin bağımsızlığı ve tarafsızlığını çiğneyen bir beyan için ne demek gerekir? Bilen, anlayan varsa beri gelsin!

Söz anlamını kaybetmiş, yani tuz kokmuş, yapacak bir şey kalmamış denilecek bir durum. Üzücü, kahredici bir kokuşmuşluk ve sorumsuzluk örneği.

Yapılan, Mazlumdere haksız bir saldırıdır. Dolayısıyla, hak mücadelesinden yana olan herkese verilmiş bir gözdağıdır. Baskı ve dayatmadır. Geride kaldığını düşünmeye başladığımız Devletin ceberrut ve hak tanımaz yüzünün hortlamasıdır. 

Ama Mazlumderi sindireceklerini, gerileteceklerini, hak mücadelesinden alıkoyacaklarını düşünenler aslında yanılıyorlar ve şunları unutuyorlar:

Mazlumder; baskılara boyun eğmez, ne pahasına olursa olsun hakkın ve doğrunun yanında olmaktan vazgeçmez.

Mazlumder, yüce Peygamberin “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır”, “En değerli çaba, zalim yöneticiye karşı hakkı söylemektir” sözlerini rehber edinmiş ve sonuna kadar arkasında durmaya kararlıdır.

Mazlumder, kurulur kurulmaz yöneticilerin karşısında dizilip kamudan pay alma yarışına giren ve Sivil Toplum Kuruluşu olmaktan çok, kamu imkânlarından beslenmek için Sivil Devlet Kuruluşu olmaya çalışan bir kuruluş değildir.

Mazlumder; en çok hak ihlalinde bulunan Devlet ve Kamu Yöneticileri ile mücadelenin Sivil Toplumun değişmez görev ve hedefi olması gerektiğine inanır. Aksine davranışlar, Sivil Toplumu bir güç olmaktan uzaklaştırır. Gerçek amacını, görev ve misyonunu terk ederek kamunun yanlışlarının onaylayıcısı konumuna düşürür.

Yanlışların, haksızlıkların, zulmün devam etmesinin en önemli nedeni; doğruyu savunanların bir uyarıda bulunmaktan bile kaçınan cesaretsiz ve teslimiyetçi tutumlarıdır. Bu tutumun muhataplarına iyilik olması şöyle dursun gerçekte en büyük kötülüktür.

Mazlumder, hak mücadelesini sürdürebilmek için öncelikle kendi haklarının çiğnenmesini sineye çekip boyun eğmez. [1]

İşte bunun içindir ki, bu aşamada, sırasıyla en güçlü makamlara; Mutlak Adaletin Sahibine, Kamuoyuna ve Yargıya şikâyette bulunma hakkımızı kullanacağız.

Bir de istismara konu edilen ve adına kraldan fazla kralcılık yapılan Başbakanı, diğer yetkili ve ilgililerle birlikte hakşinas davranmak üzere göreve çağırıyoruz.

Eğer karşılık bulursa, ne âlâ deyip bir nebze sevinir ve yeniden ümitleniriz. Olmazsa da hakkın hatırının yüceliğine tabi olmakla teselli buluruz.

Tarihe kayıt düşerek olayı hesap gününe bırakmıştık. Ama görünen o ki; bizim ilgilenmediğimiz konu, birilerinin ilgi alanından hiç çıkmamış ve olayı bir ranta dönüştürmeye azmetmişler.

Ya da Başbakanın yanındaymış gibi yapıp parti içinden de destek veren bazı sabıkalılarla paralel hizmetler üretmeye yönelik senaryolar sahneleme peşindeler. Kim bilir? 

Bu garabet, bu ucube yaklaşım başka nasıl yorumlanabilir?

(İkinci konuya yer kalmadı. Devam edecek.)

02.06.14

Bürokrat ‘Sivil’e Niye Saldırdı? – Milat Gazetesi

www.milatgazetesi.com/m/burokrat-sivile-niye-saldirdi-makale,56849.html

3 Haz 2014 


[1] Yer darlığı nedeniyle Mazlumderin bağlı olduğu ilkelerin tümünü sayamadım. İlgilenenlerin dernek kaynaklarına başvurmasını öneririm.

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir