Bir Kavga İki Tasfiye


Cemaat ile Ak Parti olanca gücüyle birbirine saldırıyor. Peki niye? Ne oldu?

Ortada bu durumu açıklayacak ciddi, önemli, elle tutulur bir neden var mı?

Bunca zamandır birlikte hareket etmelerine rağmen onları bu ölçüde karşı karşıya getirecek düşmanlık nasıl oluştu? Bu kin ve öfke nerede, ne zaman ve nasıl bu kadar kabardı.

Bu soruların makul ve geçerli cevaplarının olması gerekir. Aksi halde bu olayı aklını bir yere teslim etmeyenlere, bağımsız düşünenlere anlatmak mümkün olmaz. Gurup ve yandaşlık mantığıyla, bir tarafa meyletmekle konu anlaşılmaz.  

İki tarafın yığınla benzerlikleri bulunuyor. Temel yaklaşımlarında, dünyayı algılamalarında, olayları değerlendirmelerinde paralellikler olduğunu biliyoruz. Bu yüzden kolayca bir araya geldikleri ve anlaştıkları kimsenin meçhulü değil. Uzlaşma, hoşgörü ve diyalogdan yana ortak ve benzer çalışmalar yaptılar.

Kullandıkları yöntemi beğenmeyen, doğru bulmayan, sadakatle onlara bağlanmayanlara mesafeli durduklarını, hatta hasım gibi davrandıklarını bilenler bilir. Birçok entelektüel Müslüman’ın aksine Modern Dünyaya, kurumlarına ve kavramlarına karşı değildirler. Müslümanların seküler kültür içinde kendilerine pekâlâ yer bulabilecekleri kanaatini paylaşırlar.

Devletle, sistemle hesaplaşmak yerine iyi ilişkiler kurmaktan yanadırlar. Önceleri Müslümanlığı “sağcılık”, “milliyetçilik”; şimdi “muhafazakârlık” sayıyorlar. Din/İslam’ın “dönüştürme” iddiasının rafa kaldırılmasında ortak bir görüşe sahiptirler.

Kürt Meselesini adalet ve Müslümanca bir yaklaşımla değil, konjonktür ve çıkarların zoruyla kerhen çözmek istediklerini kendileri belirtiyor.

İktidar ve güç olmadan Din’e hizmetin mümkün olmadığında görüş birliği içindedirler.

Bunun dışında daha birçok ortak hedef için birleştiler. Küresel sistemle de anlaştılar ve ele geçirdikleri iktidarın imkânlarını paylaştılar.

Peki, ikisini de bitirmeye aday gibi duran bu kavga niye?

Amaç onları birbirine kırdırıp galibi olmayacak bu kavgayla iki tarafı da bitirmek olmasın? Olur mu olur!

Epey zamandır küresel hegemonyanın “Ilımlı İslam” veya “Büyük Ortadoğu Projesi”nden vazgeçtiği yönünde ortada bir iddia dolaşıyor. Sonuçları görerek yorumlama dışında, herhangi bir test imkânımız bulunmadığından, son gelişmeler, iddianın hiç de yabana atılır cinsten olmadığını ortaya koydu.

Mısır’da önce destek verdikleri İhvan iktidarının kısa bir zaman sonra ipini çektiler. Aynı şeyi, şimdi daha yakın müttefikleri olan Türkiye’ye yapıyorlar. Öncü ve güçlü bu iki topluma uyguladıklarının diğer bölge ülkeleri için model olacağına kuşku yoktur. Batı, oldum olası Müslüman toplumlar ile ilgili uygulamaları için Türkiye ve Mısır’ı laboratuvar olarak kullanıyor. Buralarda elde edilen sonuçları diğer Müslüman toplumlara ihraç ediyor.

Buna göre; Türkiye’de on yıldır destekledikleri ve yararlandıkları Erdoğan; küresel sisteme itiraz eden, öngörülemeyen işler yaptığından kontrol edilemez bir lidere dönüştü.

Oysa “Büyük Ortadoğu Projesi” veya farklı adlarla anılan benzer stratejilerin hedefi küresel sistemi tahkim edecek aktörler eliyle bölgeyi yönetmekti. İslam’ı ve Müslümanları küresel konseptin uyumlu bir parçası haline getirmekti. Tayyip Erdoğan da bunu kabullenmişti.

Mısır’da Müslüman Kardeşlerin iktidarına aynı gerekçelerle önce destek verdiler. Sonra Türkiye’de şaştığı gibi Mısır’da da hesabın şaşmaya başladığını görünce, kısa yoldan strateji değiştirdiler.

Kimin haklı, kimin haksız olduğunun sonucu değiştirmeyeceği hükümet-cemaat kavgasının bir galibinin olmayacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok.

Eğer kavga küresel merkezin planı değil de Ak Partinin iddia ettiği gibiyse; politikalarında köklü ve somut bazı değişikliklere gitmesi gerekir. O zaman inandırıcı olur.

Bunun için ilk sınavı yakında yapılacak seçimlerde verebilir. Gösterdiği renksiz, çıkarcı, kişilik zaafı taşıyan adayların yerine; omurgalı, ne istediğini bilen, vizyon sahibi, projesi olan, şehirleri rant kapısı olmaktan çıkarabilecek, toplumu dönüştürmeyi hedefleyen adaylar geçirebilir.

Şimdiye kadar olduğu gibi, güçlüye on, zayıfa bir vermekten vazgeçebilir.

Güç odakları yerine, başta Müslümanlar ve Kürtler olmak üzere sistemin ezdiklerini ön sıraya çekebilir.

İçindeki çürük, işbirlikçi, çıkarcı, riyakârları hızla tasfiyeye yönelebilir.

Evet, bunlarla işe başlarsa başka adımlar atabileceği yönünde güven telkin etmiş olur.

Yanlışları sürdürmeye devam edip “düşün peşime, bana güvenin” demek yetmez.

31.12.13

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir