AlıntılarÖne ÇıkanlarYAZILAR

Çoğu insan için demokrasi artık derde deva değil! Borzou Daragahi: The İndependent

Borzou Daragahi Uluslararası Muhabir @borzou  Çarşamba 18 Aralık 2019 10:33  The Independent

Şili’de iki ayı aşkındır süren eylemlerde 26 kişi öldü, binlerce kişi yaralandı. Eylemciler eşitsizlik, sosyal dışlanma ve eğitimle sağlık hğizmetlerindeki pahalılığı protesto ediyor (Reuters)

Çin‘de kütüphaneciler Komünist Parti geleneklerine uymayan kitapları yakıyor. Rusya‘da Vladimir Putin, Financial Times’a “liberalizmin” modasının geçtiğini söylüyor. Birleşik Devletler’de Donald Trump özgür basını “halk düşmanı” olarak niteliyor. Hindistan‘da şovenist Hindu hükümet Müslümanlara açıkça ayrımcılık içeren bir göçmenlik yasası çıkarıyor.

Bu arada Avrupa genelinde ve batıda, kemikleşmiş iş dünyası ve bürokratik elitin iktidarını koruduğu seçimler yapılarak bir zamanların kuvvetli demokrasilerinin içi boşaltılıyor. Seçim üzerine seçimle sandığa giden insanlar şu veya bu partiye oy veriyor ve hiçbir şey değişmiyor. Bu yüzden sokaklara çıkıyor, bazen lastik yakıyor veya polisle çatışıyor çünkü artık seslerini duyuramadıklarını hissediyorlar.

Seçimlere katılımın zayıflaması şaşırtıcı değil. Bu yıl Japonya, İsviçre, Letonya, Şili, Polonya, Slovenya, Lüksemburg, Estonya, İrlanda ve Slovyakya’da düzenlenen seçimlerde seçmenin yüzde 40’tan fazlası sandığa gitmedi. Tüm önemine karşın seçmenin üçte biri, geçen haftaki Birleşik Krallık (BK) seçimlerini umursamadı.

Demokrasi dört bin yandan vahim bir durumda.Sanki küresel ölçekte bir Weimar Cumhuriyeti’nde yaşıyor gibiyiz.

Her yıl Faslı bir düşünce kuruluşu olan Yeni Güney İçin Politika Merkezi (Policy Centre for the New South) tarafından Marakeş’te düzenlenen Atlantik Diyalogları’nın bu seneki ana tartışma konusu büyüyen demokrasi krizi,  popülizmin yükselişi ile Şili, Hong Kong, Bağdat ve Beyrut sokaklarındaki huzursuzluklardı.

Davos taklidi bu tür zirveler, dünyanın devasa sorunlarına çözüm getirmesi kuşkulu forumlar. Ama en azından Afrika ve Latin Amerika‘ya odaklanan Atlantik Diyalogları, örneğin Aspen Güvenlik Konferansı’na nazaran siyasi ve kültürel açıdan çok daha çeşitli sesleri bir araya getiriyor.

Etkinliğin konuşmacıları arasında Nijerya ve Ekvador’un eski devlet başkanları (Olusegun Obasanjo ve Cemil Mahuad) ile Arap Ligi ve Afrika Birliği yetkilileri vardı. Nijerya, İspanya, Portekiz, Senegal, Fransa, Etiyopya, Malta, Kosta Rika, İspanya ve El Salvador’dan eski üst düzey yetkililer, ABD’nin yanı sıra Moritanya ve Senegal’den emekli askerler ile Portekiz, Fransa ve Arjantin’den eski diplomatlar gelip konuştular.

Moderatörlüğünü yürüttüğüm demokrasinin düşüşü konulu panelde Fas’ın eski Dışişleri Bakanı Muhammed Benaissa, Şili’nin eski Kadın İşleri Bakanı Laura Albornoz, Hint kadın hakları aktivisti Trisha Shetty ve Senegalli akademisyen Michelle Ndiaye konuştu.

Şili eski Devlet Başkanı Michelle Bachelet yönetiminde çalışan Albornoz, “İnsanlar daha iyi harcama, daha iyi çözümler, daha fazla şeffaflık, daha doğrudan demokrasi istiyor” dedi. Şili hakkında konuşuyordu ama söyledikleri bir dizi ülkeye mal edilebilirdi.

“Elitlerle büyük bir sorun var. Tüm iktidar onlarda. İnsanlar daha meşru temsilciler istiyor. Demokrasi istiyorlar, fakat şimdiye değin sahip olduğumuz şekilde değil. Sosyoekonomik modelimiz herhangi bir çözüm sunamıyor” ifadelerini kullandı.

Benaissa, siyasi modellerin “gözden geçirilmesi” talepleriyle dünyanın çoğu için bir yönetim ve liderlik krizi tanımlamasında bulundu. “Kurumlara saygıda düşüş var” dedi.

Cinsel şiddet karşıtı SheSays isimli sivil toplum örgütünün kurucusu Shetty, Hindistan ve diğer ülkelerde gündem sahibi siyasi aktörler yerine “oy bankası” muamelesi gören gençlerin sıkıntılarını aktardı. Shetty, “İktidarı ve ayrıcalıklı pozisyonları elde edebilmemizi sağlamayacaksanız, öyle ortaya atılıp da sizin için oy vermeyeceğiz” dedi.

Seçim mekanizmalarında daha demokratik katılımı engelleyen ayarlamalar yapılması hakkında bazı konuşmalar yapıldı. Foruma katılan Avustralyalı bir avukat, Birleşik Devletler ve BK gibi ülkelerin seçim günlerini tatil ilan etmek veya seçimleri hafta sonu gerçekleştirmek yerine mesai günlerinde yapmasını şoke edici bulduğunu ifade etti.

Belki de en destekleyici yorumlar, gelecekleri için model arayan genç Afrika ülkelerinin temsilcilerinden geldi. Rus ve Çin modellerinin otoriterliği yönündeki uyarıları ikna edici bulmayan bir çoğu, bunların batılı elitlerin gelişmekte olan güçlere karşı fobileri olduğunu ifade etti.

Barış ve Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü Afrika Barış ve Güvenlik Programı Direktörü Ndiaye, Putin’in Batı’nın hayranı olduğu Aydınlanma prensipleri seti olarak nitelenen liberalizmin modasının geçtiği yönündeki savına inandığını belirtti.

Ndiaye, “Farklı toplumların tepki gösterdiği gerçeği, krizin neyle ilgili olduğunu sembolize ediyor” dedi.

“Ve insanların titizlikle yaptığı tercihler modelin doğru model olmadığını gösteriyor. Bizde özgürlüksüz bir kapitalizm var ve işe yarıyor, Afrika’daki bazı ülkeler de bu modeli izliyor.”

Demokrasiyi ve liberal özgürlükleri savunan herkesin artık bu modelin sorunlu olduğu gerçeğiyle yüzleşme zamanı geldi. Açıkça görüleceği üzere, demokrasiden duyulan yaygın hoşnutsuzluğu yıllardır görmezden gelmek bir işe yaramadı.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Independent Türkçe için çeviren: Kerim Çelik

Etiketler
Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı