Sarsıcı Süleymani Olayı Dolayısıyla

İslam Dünyasının kalbini işgal altında tutan ABD; İran ve yandaşları için kurtarıcı, karşıtları için zalim sıfatı taşıyan Kasım Süleymani’yi katletti.

Kabaca bakıldığında; Suudi Arabistan, İran, Türkiye, Mısır, Pakistan, Malezya gibi ülkelerin İslam Dünyasını temsil ettiği görülmektedir. Ancak bunlardan hiç birinin İslam’ın temel ilkelerini, yönetim ve adalet anlayışını hayata geçirdiğini söyleme imkânına ne yazık ki sahip değiliz.

Mekke ve Medine gibi Müslümanlar açısından son derece büyük önem taşıyan iki şehirle birlikte Müslümanların birliğini sağlamayı hedefleyen Hac ibadetini yöneten Suudi Arabistan mezhep saplantılı ve göstermelik bir şeriat ülkesi olup gerçekte ABD’nin çıkarlarına hizmet eden bir ülke konumundadır.

İran ise; İslam’ın kuşatıcılığını ve evrenselliğini mezhep taassubuna indirgeyip hapsetmesi yanında, seküler ulus devlet sistemini cumhuriyet adı altında İslam’a model olarak sunan bir aktör olarak yanlış bir istikamet ve ilişkileri temsil etmektedir.

Halifeliğin mirasçısı olduğu iddiasıyla doğal lider psikozuna saplanan ama tüm kurum, kuruluş ve politikalarıyla dindışı sistemi içselleştiren Türkiye ise, giderek İslam’dan uzaklaşmakta ve küresel uygarlığın bölgedeki öncüsü olma yolunda hızla ilerlemektedir.

Diğer ülkelerin de benzer süreçlerden geçtiği ve İslam’la bağlarının derinlikli ve sahici olmadığı, kurtuluşu modern uygarlığın kötü kopyaları olmakta gördükleri bilinmektedir.

Hiç biri; İslam’ın temel kaynak ve ilkelerinde birleşme ve ortak bir güç oluşturma siyaseti gütmemekte, içinde bulundukları yanlış çizgide buluşmayı birliğin temel şartı olarak ileri sürmektedirler. Böylece, ayrılık ve ihtilafları derinleştirirken, zaaflarını sömürgecilere daha çok hizmet ederek örtme gayretkeşliğini marifet saymaktadırlar.

Zihinsel, kültürel, ekonomik, hukuki, siyasi ve askeri kuşatma altında bulunan İslam Dünyasında özgün, bağımsız ve yönlendirilmeyen bir ülkenin ve hareketin varlığından söz etmek, ne yazık ki, bugün için mümkün değildir.

Hepimiz aynı bataklığın içinde olduğumuz halde temiz suya eriştiğimiz iddiasıyla kendimizi ve çevremizi yanıltmakla meşgulüz.

Doğrunun olmadığı yerde, cephelerden birinde yer almak yanlışlara daha çok batmak ve onaylamaktan başka bir anlam ifade etmez. Kimse kendini kandırmasın, “kem alatla kemalat olmaz.”

Diğer Makaleler...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir