Müslümanlara da Gayrimüslimler kadar hak…

 

Batı’da; din istismarının akıl almaz dereceye çıkmış olmasına tepki olarak din karşıtı düşünce de inanılmaz boyutlara tırmanmıştır. Öyle ki; tamamen insani yüce gayelerden arınmış maddi unsurları esas alan seküler yaklaşım, kendi refah ve mutluluğu için küresel egemenliği ana gaye olarak belirlemiştir. Bu yolda daha çok mesafe alabilmek için bilinçaltında sevimli bir ifade olarak yer almasını sağladığı “modernleşme” kavramını bilinçli bir tercihle öne çıkarmaya özen göstermiştir. Büyülüymüş gibi genel kabul gören bu ifade ile kitleleri kolayca etkisi altına almakta başarılı olmuştur. Böylece, yerkürenin en ücra köşelerini dahi nüfuz alanına katma becerisi göstermiştir.

Küresel egemenliğin önündeki tüm engelleri ortadan kaldırmak için çabalayan belli güçler, parçalanmasını sağladıkları İslam Dünyasının merkezinde İslam ve Müslümanlara ait olan ne varsa toplum hayatından sökecek bir devletin kurulmasını Lozan’da planladılar. Kurulan modern devlet sisteminin uygulamalarının tümüyle bu amacı gerçekleştirmeye yönelik olması elbette tesadüflerle açıklanamaz. Önceliklerin de en temelden başlayan bir sıralamaya göre belirlendiği ayan beyan ortadadır. Değerlendirmeler bu açıdan yapılmadığı sürece, günümüzün temel sorunlarını üreten olaylar dizisi ve olan biteni doğru anlamak asla mümkün olmayacaktır.

Bu sıralamanın üst sıralarında, Müslümanların da diğer din mensuplarının da sahip olduğu “vakıflar”ın yer almış olması, söz konusu planlamanın dine müdahalenin öncelikli ve somut sonucu olmaktan başka bir şey değildir.

Başta İslam olmak üzere; sahip olduğu malları ihtiyaç sahipleriyle paylaşma, mabetlerin ve eğitim öğretim giderlerinin karşılanmasını sağlama amacıyla bu coğrafyada varlığını sürdüren bütün dinlere ait vakıflara el konulmuştur. Doğal olarak, ilahi dinlerin merkezi konumuna sahip Mezopotamya’nın bu parçasındaki vakıfların manevi değeri yanında mal varlığı da devasa büyüklükler ifade etmektedir.

Bunun için; Türkiye’nin her tarafında varlığını sürdüren cami, mescit, han, hamam, dükkân, kervansaray ve bunlara ait bağ, bahçe ve arazi gibi pek çok taşınmazın vakıf olduğunu göz önüne getirmek bir fikir sahibi olmak için yeterli olabilir. Ana sermayesinin çoğunluğu Vakıflar Genel Müdürlüğünün temsil ettiği vakıflara ait olan ve halen Türkiye’nin büyük ölçekli yedi bankasından biri olan Vakıflar Bankası ile ilgili bilgiler, vakıfların maddi varlığını ortaya koyacak niteliktedir. Vakıflar Bankası, dönemin başbakanı Adnan Menderes’in özel talimatıyla 11 Ocak 1954 tarihinde 6219 sayılı özel kanunla ve 50.000.000 TL sermaye ile anonim ortaklık olarak kurulmuştur. Daha önce ise, vakıf gelirleri genel bütçenin içinde yer alıyordu.

Hal böyleyken; İslam’a göre vakıfların yönetimi ile ilgili kısa bir bilgiyi paylaşmak yerinde olacaktır:

“Vakfın Hükümleri: Bir vakfın nasıl yönetilip işletileceği, vakfedilen maldan kimlerin hangi esas ve ölçüler içinde yararlanacağı vakfedenin iradesiyle belirlenir. Vakfedenin bu konudaki beyan ve şartlarını içeren, vakfın âdeta tüzüğü niteliğindeki yazılı belgeye “vakfiyye” adı verilmektedir. Vakfiyede yer alıp vakfın kuruluş ve meşruiyet esaslarına aykırı olmayan şartlara bir zaruret bulunmadıkça uyulması gerektiği hususunda âlimler ittifak halindedir. Fıkıhta bu şartların önemi ve bağlayıcılığı, “Vâkıfın şartı şâriin nassı gibidir” kaidesiyle ifade edilmiştir. Vakfedilen mal kamu malı statüsündedir ve satılamaz, hibe edilemez, hiçbir şekilde temellük edilemez. Vakıf mallarının işletilmesi ve kiraya verilmesi vakfiyedeki şartlara göre ve rayiç bedelle yapılır. Vakfın yeni bir vakfa dönüştürülmesi (istibdâl) konusunda fıkıh mezheplerinin farklı görüşleri vardır. Bu konuda en müsamahalı yaklaşımı benimseyen Hanefîler’in çoğunluğuna göre bu ancak vakıf konusu malın kendisinden yararlanılamaz veya masrafını gelirinin karşılayamaz duruma düşmesi halinde ve hâkimin kararıyla olabilir. Bu durumda da vakfın rayiç bedelin altında satılmaması ve satış bedeliyle aynı maksatlı daha iyi bir vakfın kurulması şarttır.” (DİA İslam Ansiklopedisi)

Konuyu daha fazla uzatmadan: Gayrimüslim vakıfları için yapılan düzenleme, yüzde doksan dokuzu Müslüman olan ana kitlenin vakıfları için de yapılmalıdır. Vakıfların vakfiyelerinde belirlenen amaçlarına uygun şekilde kullanılması sağlanmalıdır.

Aksi halde ile başlayan cümleyi size havale ediyorum.

15.03.17

 

Diğer Makaleler...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir