Zulüm şiddet üretir

Zulüm şiddet üretir

 

Kurulu küresel düzene veya ona paralel hareket eden güç ve devletlere karşı şiddeti mücadele yöntemi olarak seçenler genelde ‘adaletsizliğe karşı koyma’ fikrinden hareket edegeliyorlar. Bu açıdan bakıldığında haklı ve meşru bir gerekçeye dayandıkları söylenebilir. Sayısız tarihi ve güncel örnek, benzer tüm hareketlerin meşru gerekçelere sahip olduklarını gösteriyor. Günümüzde terör kavramıyla özdeşleştirilen örgütler geçmişteki benzerleri gibi haksızlığa karşı organizasyonlar olarak ortaya çıkmışlardır. Zaten böyle olmasa, bu hareketlerin kitleselleşmesi ve her türlü riski göze alan, canını dahi feda etmekten kaçınmayan çok sayıda bağlılarının olması başka türlü nasıl açıklanabilir?

Elbette, gerekçenin haklı olması ile başvurulan yöntemin haklılığı ayrı ayrı ele alınması gereken hususlardır. Her zaman ikisi de eşit oranda haklı olmayabilir. Bundan dolayı; İslami iddialarla yola çıkan ve şiddeti araç olarak kullananları da diğerleri gibi gerekçe ve yöntem (teori ve pratik) açısından ayrı ayrı değerlendirmektir doğru olan.

Bunu yaparken bağımsız bir zihinle hareket etmek büyük önem taşıyan bir ön şart olmalıdır. Çünkü Müslümanlar dâhil bağımsız bir zihinle hareket etmeyi savunan neredeyse hiç kimse, oluşturulmak istenen küresel algının yoğun baskısından bağımsız davranamamaktadır. Bu da her dem yeni planlamalar içinde bulunan küresel güçlerin istediği bir şeydir.

Görünen o ki, son planın kod adı İŞİD’dir.

Maksadım; yargıların tümüyle isabetsiz olduğunu ortaya koymak, şiddeti meşrulaştırmak veya bu örgütü aklamak değildir. Hepimizin farkında olmadan küresel propagandaya nasıl alet edildiğimizi ve kullanıldığımızı hatırlatmaktır. İŞİD’i ortaya çıkaran arka planı, tarihten gelen sebepleri, psikolojik ve sosyal dürtüleri anlamadan konuyu doğru analiz etmek mümkün değildir. Oluşturulan provokatif ortamda recme ortak olmadan önce bir nebze durup İŞİD ve benzeri örgütlerin hangi şartların baskısı altında var olduklarını düşünmek gerekir.

Bunun için, egemen paradigmanın dünyayı yönetmek üzere küresel sistemi nasıl inşa ettiğini ve temel dayanağının ne olduğunu fark etmek şarttır:

Seküler paradigmanın temsilcisi Batı, son beş yüzyıldır dünyaya egemen olmak için; şiddete dayalı, meşru ve haklı olmayan her yola başvurmuştur. Sömürü amacıyla; ülkeleri, toplumları, kültürleri, uygarlıkları, inançları, dilleri, etnisiteleri yok etmiştir. En açık biçimde zenciler örneğinde görüldüğü üzere birçok topluluğu bir yandan soykırıma tabi tutarken bir yandan köleleştirmiştir. İslam blokunu temsil eden Müslümanların ortak devletini elliye bölerek İslam Dünyasını paramparça etmiş ve sömürgeleştirmiştir. Hegemonyası altına aldığı dünyanın dörtte üçünü halen çok yönlü sömürmeyi sürdürmektedir.

Kestirmeden birkaç cümleyle durumu böyle özetlemek kolay olabilir. Ancak dünyanın, yüzyıllar boyu yaşadığı sayısız trajedi ve felaketi göz önüne getirecek olursak işin ne kadar vahim olduğu bir nebze tasavvur edilebilir. Ahtapot gibi her tarafı saran ve durmadan işleyen devasa bir zulüm çarkının nasıl dönüp durduğu anlaşılabilir. Tasvir ve tasavvur etmekten kelime ve rakamların yetersiz kaldığı fark edilebilir. Yaşam hakkı gibi temel haklar başta olmak üzere hak ihlallerinin eriştiği boyutun idrak sınırlarını çok aşan seviyelerde seyrettiği hatırlanabilir.

Öte yandan aynı saldırganların; mağdur edilen kitlelerin gerçeği fark etmemesi için, yaptıklarını büyük ustalık ve beceri ile kamufle etmeyi nasıl başardıkları da unutulmaması gereken hususlardandır. Kitlelerin biriken kin ve öfkesinin geri teperek yine kendilerine yönelmesini sağladıkları ilginç şeytani planları da gözden uzak tutulmamalıdır.

Bu amaçla milliyetçiliği yeniden üreterek en etkili proje haline getirdikleri ve bilinçli olarak kullandıkları görülmelidir. Zira milliyetçilik/ırkçılık dürtüsünün insanlık ailesinin zihnini iğfal ederek kendine tutsak ettiğini yaygın gelişmeler ortaya koyuyor.  Öyle ki; yeryüzünde birbirlerine düşman olmayan ne bir devlet ne bir topluluk kaldı. Dini, sosyal, etnik ve benzeri nedenlere dayanan, bitip tükenmek bilmeyen çatışmalara her geçen gün yenileri ekleniyor. Ürettikleri silahlarla kardeş toplulukların İslam Dünyasında, Afrika’da ve Asya ülkelerinde birbirlerine azgınca saldırılarını her gün izliyoruz. Bu arada dev tonajlara sahip gemiler petrol ve değerli olan her şeyi egemenlerin zevk ve sefası için taşımayı sürdürüyor. Her köşeye inşa ettikleri üsleri ve yanı sıra uçak gemileri ile bu seyru seferleri güvence altına almayı ihmal etmiyorlar.

Açlıktan kemikleri dışarı fırlamış, yüzüne konan sinekleri kovmaya mecali kalmamış, tepesine üşüşen leş kargalarının etlerini koparan darbelerine direnemeyenler, topraklarından çıkardıkları ürünleri taşıyan gemilerin ve onları koruyan uçakların çıkardığı sesler arasında can veriyorlar.

Yüzlerce yıldır tekrarlanan bu görüntüler ne üretir?

09.12.15

 

Diğer Makaleler...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir