Baskın Oran’la bir Yazışma (2011)

Aramızda geçmiş olan bir yazışmanın sonunda Prof. Baskın Oran şöyle demişti: 

“Mehmet Bey, merhaba tekrar. Ben sizi anladım. Siz de beni anladınız. Farklı dünyalar, maalesef. Bu diyaloga başkalarının ne diyeceğini merak ediyorum. Size sağlıklı ve iyi günler dilerim,” (11 05 2011).

Bugün yeniden okuduğum bu yazışmada “başkalarının ne diyeceğini merak ediyorum” diyen Hocanın merakını gidermeyi ihmal ettiğimi fark ettim. Konu güncelliğini yitirmemiş olduğundan bugün de yayınlanabilir diye düşündüm.

Sizin bu merakı gideceğinizi umuyorum.

 

MEHMET ALKIŞ:

Sayın Baskın Oran,

“Aslında, her türlü memuriyetin başörtüsüne açılması esastır. Yalnız, İslamcıların geçireceği evrime paralel ve endeksli olarak…” Bence bu satırlar size yakışmamış. Özgürlükleri ve hakları şarta bağlamak, aslında özgürlük istememek anlamına gelmiyor mu? Pazarlıkla başkasına ait özgürlüğe ve haklara sınır koymak, hangi adalet ve insaf ölçüsüne sığar. Sen bana verirsen ben de sana veririm, vermezsen sana da yok. Bir soru da şu: İslamcıların yüzde kaçı bu talebinize uyarsa onların haklarını kabul edeceksiniz? Tümü mü, bir kısmı mı? Başkalarının yanlışı yüzünden ben haklarımdan ve özgürlüğümden mi olacağım? Başkasının yerine cehenneme girmek gibi bir şey.

Ben bir Müslüman olarak şuna inanıyorum: “Din/İslam; Müslüman olsun olmasın bütün etnik ve inanç gruplarının hukukunu korumayı “dini bir vecibe”, bu hukuku ihlal etmeyi “suç” sayar. “Hak verilmez alınır” diyen beşerî telakkinin aksine, istenmesine bakılmaksızın herkesin hakkını teslim etmeyi zorunlu görür.

“…benim vergimle yapılmış belediye gazinolarında içkiyi yasaklayamaz.” Bu cümlenin öncesindeki sorunlu üsluba hatırınıza da binaen takılmazsak İslamcıların yanlışlarından vazgeçmeleri, kendilerini düzeltmeleri gerektiği fikrine katılmamak mümkün değil. Diğer yandan inanmış bir Müslüman: “İnancım gereği içki içilen bir mekanda oturmam doğru değil. Bu nedenle Benim vergilerimle yapılmış belediye gazinolarında içki içildiği için oturamıyorum.” derse siz onun ihtiyacını nasıl bir formülle karşılayacaksınız? Onun vergileriyle yapılan ama inancına aykırı bir hizmette kullanıldığı için orayı kullanamayan insanlara da ait olan bu yerde içki içmeyi içinize sindirebilecek misiniz?

Saygılarımla.

Mehmet ALKIŞ-Mazlumder GYK ÜYESİ

08.05.2011

 

BASKIN ORAN:

Sevgili Mehmet Bey,

Benim verdiğim bir şey yok. Ben veremem. Birey alır. Ama isteyip aldığını sadece kendisi için isteyemez. Yoksa ayrıcalık olur, demokrasi değil. Bütün söylediğim bundan ibarettir. Bu seviyeye ulaşmış bir memlekette, kendi fikir ve inançlarından başkasını istemeyen bir talebin inandırıcılığı (ve başarı şansı) sıfırdır; böyle düşünmüyor musunuz?

“İslamcıların kaçta kaçı” ve “Başkalarının yanlışı yüzünden” türünden kavramlardan kalkıp fikir yürütmeniz de epey zor. Benim ne demek istediğimi anladınız sanırım. Mesela MazlumDer aynı fikirde olduğumuzu çok iyi gösteren bin türlü eylem yapıyor. Daha dün, başkalarının, Ermenilerin acısını andı.

İçki içilen bir mekânda oturmayı kendi akidelerine uygun görmeyen bir Müslüman, çok basittir, oraya gitmez. Nasıl ki striptize gitmezse. Geneleve gitmezse. Haram mala tenezzül etmezse. Nasıl ki ben şimdi sigara içilen mekânlara asla gitmiyorsam. Müslüman olarak, faizin haram olduğunu düşünüyorsanız, faizi yasaklatacak mısınız?

Üstelik, burada çok temel bir hata yapıyor olmanızdan endişeliyim: Dünyayı din kurallarına göre düzenliyorsunuz. Demokrasinin gerçekleştirilmesini “dinî bir vecibe” olarak tanımladığınız an, dinin çok çeşitli yorumları olduğuna göre ve bunların hepsi de “Cenabı Hak böyle buyuruyor” diye takdim olunduğuna göre, bu yorumlardan herhangi bir tanesine demokrasiyi feda ediyor olabileceğinizi de hesap ettiniz mi? Böyle bir yaklaşımın demokrasiyle herhangi bir ilintisini kurabiliyor musunuz?

Ayrıca, bu tabii ki sadece sizin açınızdan önemli ama, “İçki içilen mekânda oturmayınız” diyen bir ayet var mıdır, ben hiç duymadım. Çok sınırlı dinsel bilgimle söyleyebileceğim kadarıyla Kur’an’da içki meselesi, kronolojik sırayla, üç ayette geçer: 1) Zararı faydasından çoktur, der; 2) İçkiye yanaşmayın, der; 3) Domuz türünden murdar şeyleri sayarken içkiyi de dahil eder. Şimdi siz bunlardan, “İçki içilen mekânda oturmayınız” diye çıkarıyorsanız, bu korkarım müçtehitlik sınırlarını biraz aşan bir durum olur ve hatta, hâşâ huzurdan, ahir zamanda dördüncü bir ayet yazmak olur.

Sevgili Mehmet Bey, demokrasiye inandığınızı düşündüğüm için söylüyorum, demokrasi başka insanların size uymayan âdetlerini yasaklama rejimi değildir; başkalarına fiilen zarar vermeyen her türlü eylemin serbest bırakılması rejimidir. Özetle, demokrasi yasaklama rejimi değildir; serbest bırakma rejimidir. Aksi halde, hiç düşündünüz mü, yasakçı laikçilerin sizlere uyguladığı bütün yasakları gözünüz kapalı onaylamak zorundasınızdır.  Kalkıp da: “Sabahın esselâtında beni uykumdan uyandıran hoparlör seslerinin ortalığı inlettiği bir ülkede yaşamak istemiyorum” derlerse, “Ya sev ya terk et” mi diyeceksiniz yoksa “Ya sev ya dinleme” mi diyeceksiniz? Birincisini diyemezsiniz çünkü faşistler diyor ve siz bir demokratsınız. İkincisini dediğiniz anda ise?

Belki daha da kötüsü, bu yazdıklarınızla, yasakçı laikçilere armut piş ağzıma düş bir koz verdiğinizden ve memleketin başına tebelleş ettikleri bin türlü yasağı sürdürmeleri için kendilerine gereken yakıtı sağladığınızdan endişe ederim.

Selam ve sevgilerimle,

08.05.2011

 

 

 

MEHMET ALKIŞ:

Düşüncelerinizi paylaşma nezaketi gösterdiğiniz için teşekkür ederim.

“İçki içilen bir mekânda oturmayı kendi akidelerine uygun görmeyen bir Müslüman, çok basittir, oraya gitmez. Nasıl ki striptize gitmezse. Geneleve gitmezse. Haram mala tenezzül etmezse. Nasıl ki ben şimdi sigara içilen mekânlara asla gitmiyorsam. Müslüman olarak, faizin haram olduğunu düşünüyorsanız, faizi yasaklatacak mısınız?”

Sevgili Hocam,

İşlettiğiniz mantıkla kurduğunuz cümleyi şöyle değiştirme hakkını bana da vermiş olmuyor musunuz?

“İçki içilmeyen bir mekânda oturmayı kendi anlayışına uygun görmeyen bir kişi, çok basittir, oraya gitmez, İçki içilen bir yere gider. Nasıl camiye, havraya veya kiliseye gitmezse. Hacca gitmezse. Namaz kılmazsa, istavroz çıkarmazsa. Nasıl ki ben içki içilen mekanlara gitmiyorsam. Faizin iyi bir şey olduğunu düşünüyorsanız, faizi dayatacak mısınız?” Bence bu sizin cümlenizden farksız. Zihninizdeki hiyerarşiye göre dindışı esas alınacak, dini olan ondan sonra ve ona tabi olacak mı demek istiyorsunuz?

Yasaklama doğru değil, buna karşı olmalıyız, ama kendimiz için istediğimizi başkası için de isteyerek. Sen verdiğin verginin hesabını soruyorsan ben de, herkes de sorabilmeli. Benim vergim daha kıymetli, asıl olan benim, demek istediğinizi düşünmek istemem.

“Üstelik, burada çok temel bir hata yapıyor olmanızdan endişeliyim: Dünyayı din kurallarına göre düzenliyorsunuz. Demokrasinin gerçekleştirilmesini “dinî bir vecibe” olarak tanımladığınız an, dinin çok çeşitli yorumları olduğuna göre ve bunların hepsi de “Cenabı Hak böyle buyuruyor” diye takdim olunduğuna göre, bu yorumlardan herhangi bir tanesine demokrasiyi feda ediyor olabileceğinizi de hesap ettiniz mi? Böyle bir yaklaşımın demokrasiyle herhangi bir ilintisini kurabiliyor musunuz?”

Şunu hemen ifade etmeliyim: Dünyayı Din kurallarına göre de dindışı/din karşıtı kurallara göre de düzenlememek gerektiğini düşünüyorum. Nötr olmayı öneriyorum. Ama galiba siz dindışını/din karşıtını esas alıyorsunuz.

Ayrıca ‘Dünyayı din kurallarına göre düzenlemek’ fikrini ‘temel bir hata’ olarak görmek; ‘Din’i öcüleştirmek’ ve ‘Din’i tanımamak’ kaynaklı bir önyargı olarak gördüğümü de söylemeliyim. Pozitivist anlayışın artık çok gerilerde kalmış bir uzantısı olduğunu düşünüyorum. Oysa Dinin(İslam), insan zihninin ürettiği en gelişmiş sistem olan demokrasiden daha geniş bir şemsiye olduğunu düşünüyorum. Şuradan çıkarıyorum: Öcüleştirilen, küçümsenen, ilkel gibi gösterilen İslam Tarihinde, demokrasi mucitlerinin yaptığına benzer; Endülüs’teki Müslüman ve Yahudilerin başına gelenler, zencilere reva görülenler, Kızılderililere yapılanlar veya Hitler’in yaptığına benzer kitlesel soykırımlara rastlanmaz. (Sorun yok demek istemiyorum. Sistematik ve kitlesel olaylar yok denecek kadar az. Olanlar mukayese götürmez.)  Daha da önemlisi; Demokrasisi en gelişmiş Ülkeler dünyanın dörtte biri olarak, dörtte üçünü köle gibi kullanmaktadırlar. Bir bardak su bulamadıkları için kitleler halinde ölmektedirler. Başını kaldıranı doğduğuna pişman etmektedirler: Günümüzde Irak ve Afganistan gibi. Geçmişten beri süregelen bütün Afrika, Asya, Ortadoğu, Güney Amerika ve diğerleri. Oysa Müslümanlar modernleşme öncesi dönemde; Yahudi, Hıristiyan ve diğer inanç sahipleriyle iç içe ve sorunsuz bir şekilde yüzyıllarca yaşamışlardır. Demokrasi eşliğinde yürütülen sömürü ve asimilasyon benzeri örneklere rastlanmaz. Şunu sormak gerekmez mi: Dünyayı yönetenler, demokratik yönetimlere sahip oldukları halde neden dünyayı cehenneme çevirdiler/çeviriyorlar.

Hayatın dışına çıkarılarak kutsanmış bir Din anlayışı ne kadar sorunluysa, kutsallaştırılan bir demokrasi de o kadar sorunludur. Ne yazık ki; günümüzde yapılan bundan başka bir şey değildir. Demokrasi adına dünyayı vahşi iştahlarına yem yapanları aklamayacağınıza inanıyorum. Adaleti sağlamayan Din’e karşı çıkmamız gerektiği gibi, adaleti sağlamayan demokrasiden de yana olmamalıyız. Demokrasinin en gelişmiş ülkesi vahşi kapitalizm ve küresel sömürüye demokrasiyi payanda yapmıyor mu?

‘Din’in çok yorumları’ olması Din’in bilinemez, müphem, belirsiz bir şey olduğunun kanıtı olamaz. Bütün inanç ve düşüncelerin birçok yorumu vardır. Bu bir eksiklik değil, tersine zenginlik olarak algılanmalıdır. Ayrıca, temel referans olarak değişmeyen Kuran ve onu açıklayan kaynaklar var ve ‘İcma’ gibi dinamik bir kurum var.

Sevgili Hocam,

Lütfen Din konularını Din’e, kaynaklarına, müçtehitlerine, uzmanlarına bırakın. Eğer kendi alanınızla uğraştığınız kadar Dini konularla da uğraşırsanız yorumlarınızı dikkate değer bulurum. Aksi halde Lozan’la ilgili söylediklerinizi ciddiye alırım ama bu konudakileri değil.

Ayrıca bir insanın nasıl inanması gerektiğine müdahale hakkını kendinizde görmeniz beni çok şaşırttı. Kim nasıl inanırsa inansın biz ona saygı duymalı değil miyiz? “İçkili mekanda oturmak inançlarıma uygun değil” diyen birine: “Hayır uygundur, sen bunu nereden çıkarıyorsun” demek o insanın entelektüel kapasitesine ve haklarına en hafif deyimle saldırıdır, inancına müdahaledir. Yasakçı laikçiler zaten hep bunu yaptılar.

Ben Mardin’de ezan seslerini dinleyerek uyandığım gibi, çan seslerini dinleyerek de uyandım. Bundan rahatsızlık duymadım. Demokrasiyle sorunum yok, ama bu demokrasi öncesinden kalan bir uygulama. Şimdi evimin karşısındaki okulun her sabah körpe dimağlara tekrarlattığı ırkçı şovla uyanıyorum. Bu da demokrasiyle yönetilen bir ülkenin uygulaması. Onun için demokrasiye kutsallık atfetmeye gerek yok. Rahatsız ve karşı olduğum halde ona da tahammül ediyorum. Bunun dışında tahammül etmek zorunda kaldığımız çok şeyler sayılabilir. Bu, karşılıklı birbirine tahammül ve bir arada yaşamanın yazılı olmayan kurallarıdır. Başa kakılacak bir şey değil. Herkesin başkasının tahammülüne ihtiyaç duyacağı bir eylemi vardır.

Paylaşmak istediğim çok şey var ama daha çok başınızı ağrıtmayayım.

Selamlar.

10 05 2011

 

BASKIN ORAN:                        

“Mehmet Bey, merhaba tekrar. Ben sizi anladım. Siz de beni anladınız. Farklı dünyalar, maalesef. Bu diyaloga başkalarının ne diyeceğini merak ediyorum. Size sağlıklı ve iyi günler dilerim,”

11 05 2011

 

 

Hits: 52

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir