Demokrasi Şampiyonları Neden Darbeci?

“O ülkede güçsüzlere, baskıcı-zalim idareler altında ezilenlere lütufta bulunmak, onları önderler olarak yetiştirmek, o topraklara vâris kılarak, oraya hâkim hale getirmek istiyoruz.”(Kasas 5)

Mısır’daki darbeyle birçok şeyi yeniden, bazı şeyleri de ilk kez gördük ve anladık.

Müslümanlar, Yeryüzünde bütünüyle kaybettikleri egemenliği kısmen de olsa elde etmek için uzun zamandır çabalıyorlar. Ama güç merkezleri, Müslümanların uzlaşmaz olduğu yalanının arkasına sığınarak bunu sürekli engellediler. Buna karşılık kimi Müslümanlar ise; sırf uzlaşmaz olmadıklarını göstermek için bazı iddialarını geri çekerek yönetime ortak olmaya(iktidar değil ortak!) talip oldular. Demokrasi ile İslam arasında bir çelişki olmadığı düşüncesinden hareketle birçok ülkede partiler kurdular, seçimlere girdiler.

Cezayir’de ve Filistin’de seçimi kazandılar ama iktidar ortağı olmalarına izin verilmedi. Türkiye’deki birinci denemede ortak denemeyecek kadar küçük bir alanla yetindiler. İkincisinde, ortak gibi davranmaya kalktıkları için tasfiye edildiler. Üçüncüsünde; küresel hegemonya, onları asimile etmek üzere geliştirdiği yeni strateji çerçevesinde siyasal sistem içinde yer almalarına imkân tanıdı.

Ancak, kontrol dışı hareketlere yöneldiklerinde sistem dışına itilecekleri uyarısında bulunmayı da ihmal etmediler. Nitekim son ‘Gezi’ olayı ile bu uyarı bir kez daha güçlü bir biçimde hatırlatıldı. Gerektiğinde ayrı uçlardaki karşıt yerel dinamikleri aynı çizgide onlara karşı harekete geçirebileceklerini gösterdiler.

Sistemin, Müslümanlar tarafından küresel kapitalist politikalara uygun olarak işletilmesi bile hegemonik güçleri tatmin etmiyor. Daha çok sadakat, daha çok işbirliği, daha çok bağlılık, daha çok uyum ve mutlak itaat bekliyorlar. Çok düşük oranda bile olsa; kontrol dışı yerli bir damara, tona ve görüntüye tahammül etmeyeceklerini hissettiriyorlar.

Mısır’da olanların Türkiye’de olanlardan çok farkı yok. Aynı olmasa bile benzer senaryolar tekrarlanıyor.

Mursi;  yüzyıllık bir müesses nizamın elindeki kurum ve kuruluşların düşmanlığına karşı tek başına ve çok sınırlı yetkilerle işbaşına geldi. İlk günden itibaren başarısız olması için içeriden olduğu gibi dışarıdan da sıkıştırıldı. Daha yerine oturmadan yıpratılmak üzere hedefe oturtuldu. Programını uygulamasına izin verilmedi. Onu adeta iktidarda boğmaya getirmişlerdi. Nefes almasına bile izin vermek istemiyorlardı. Öyle de oldu ve askeri darbeyle yönetimden uzaklaştırıldı.

Demokrasi şampiyonu iç ve dış odaklar darbeyi alkışladılar. İçeride; ulusalcılar, solcular, küreselciler, liberaller, sermaye, Mübarek yanlıları, laikler, işbirlikçi dinî gruplar(bazı selefiler, Ezher Şeyhinin temsil ettiği sofiler, Kıpti Hıristiyanlar vb.) darbeyi savundular.

Dışarıda; ABD, AB, BM, NATO, İsrail, Suriye, Suudi Arabistan, Körfez Ülkeleri, Ürdün, Küresel Medya, Küresel Sermaye vb. darbeye karşı çıkmadılar, bir kısmı açıkça destekledi.

Türkiye’de ise; Cumhurbaşkanı, Obama’ya benzer bir açıklama yaptı ve darbe sözünü kullanmadı. Fethullah Gülen sessiz kalmayı yeğledi. Solcular ve ulusalcılar darbeden yana durdular. Liberaller karşı çıkmadılar. Sosyal guruplar genelde tepkisiz kaldılar.

Dünyada demokrasinin beşiği olarak tanımlanan ülkelerin, demokratik sıfatını kullanan kuruluşların ve gurupların; Mısır’daki darbeye karşı çıkmamalarını nasıl yorumlamak gerekir?  Demokrasi ile darbe arasında nasıl bir ilişkiden söz edilebilir? Türkiye’den de bildiğimiz gibi, Dünyada da demokrasi havariliği yapanların darbeden yana tavır almalarının anlamı nedir? Demokrasinin ve demokratların darbeye karşı oldukları bir aldatmaca mıdır?

Daha da uzatılabilecek bu sorulara artık doğru cevaplar bulmak şart oldu.

Daha önce demokrasi ile ilgili şöyle cümleler kurmuştum da bazı eleştirilere muhatap olmuştum:

“Çağın kutsal kavramı haline getirilen demokrasi kocaman bir aldatmacadır. İddia edildiği biçimiyle Dünyanın hiçbir yerinde uygulanmamıştır.

Demokrasi; sömürüyü meşrulaştırmak, kolaylaştırmak ve maliyetini düşürmek için icad edilen bir araçtır.

Demokrasi; bir yönetim tekniğinden çok seküler bir ideoloji, bir felsefe, inanç ve dünya görüşüdür.

Yeni dönemde ‘Gelişmiş Demokratik Ülkeler’in(!) Dünyanın geriye kalan dörtte üçünü sömürmesi demokrasi sayesinde sürdürülmektedir.

Demokrasi; Din karşıtıdır ve Tanrının yerine insanı geçiren, hükmetme gücü ve hakkını insana veren hümanizmin siyasi türevidir.

Tek tipleştiren, asimile eden ve öteki kültürlerin tarihten gelen varlığını sona veren seküler bir ideolojidir.

Yoksulları, çalışanları, sanatkârları, köylüleri; kısacası güçsüzleri değil, güçlüleri iktidara taşıyan bir mekanizmadır.”

Yeri geldi tekrar ediyorum. Böyle demeyeyim de ne diyeyim? Darbeden yana olanlarla aynı safta mı durayım?

08.07.13

 

 

 

Hits: 45

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir