Amentü’süzlerin Çürük Sınırı

Son Osmanlı Meclisi tarafından karara bağlanan ve Ankara’da toplanan Birinci Meclis tarafından da kabul edilen Misakı Milli, ‘Millî Mücadelenin Amentüsü’ olarak nitelendirilmişti. ‘Amentü’, Din’in esaslarını ifade ettiğine göre ve onsuz bir Din olamayacağına göre; Misak ı Milli’nin hangi anlamı ve önemi taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkıyor. Misak ı Milli’ye uyulmamışsa, bu topraklar ve üstünde yaşayanlar da yok hükmündedir. ‘Kurtuluş’ diye bir şeyden söz etmek de mümkün değildir.

Peki, Misakı Milli nedir?

Misakı Milli, yirmi dört milyon kilometre kare sınırlara sahipken, Birinci Paylaşım Savaşı ile dağılan ve elli iki sömürgeye dönüşen Osmanlı Devleti’nin bakiyesinin sınırlarını çizen bir mutabakat ve yemin metnidir. Millet adına, milletin seçilmiş temsilcileri tarafından hazırlanmıştı.

Türklerin ve Kürtlerin yaşadığı topraklardan oluşan değiştirilemez ve asgari sınırları tespit eden iki bölgeyi içine alan bir düzenlemedir:

1-Osmanlı Türklerinin yaşadığı; Anadolu, Trakya, Ege Adaları, Batum ve Nahcivan’ı içine alan topraklardır.

2- Kürtlerin yaşadığı -İran’daki bölümü dışında kalan- ve Kürdistan olarak anılan topraklardır. Musul ve Halep’in kuzeyi. Yani, şimdiki Irak Kürdistan Yönetimi’nin sahip olduğu sınırlar ile El Cezire olarak da anılan Kürtlerin çoğunluk olduğu Suriye’nin kuzeyi.

Savaş bitip Lozan görüşmeleri başlayıncaya kadar bu sınırların değiştirilemezliği konusunda hiç kimsenin en ufak bir tereddüdü yoktu. Birinci Meclis, bu ‘Amentü’nün esaslarına çok sıkı bir imanla bağlıydı ve imanından en küçük bir taviz vermek niyetinde değildi. Bundan dolayı, başta İngiltere olmak üzere Batılı Devletlerin baskılarına boyun eğen Lozan Delegasyonunu geri çağırmıştı. Misakı Milli’yi ihlal eden teklifleri reddetmişti. Gerekirse yeniden savaşa gireceğini ilan etmişti.

Ancak yönetimi ele geçiren kadro, galibi olduğunu ilan ettiği savaşın kazanımlarını fedada ve Misakı Milli’nin ‘Amentü’sünü inkârda millete rağmen sakınca görmedi. Hatta bunu canla başla arzu ettiklerini ve sevindirik olduklarını Resmi Tarih Tezi anlatıyor. Bunun için en olmayacak şeyi yapmayı göze almaları da inkarı mümkün olmayan açık bir kanıttır: Savaşın yükünü taşıyan ve adalete dayalı barışı kurma kararlılığındaki Birinci Meclis’i, düşmanların taleplerine karşı çıktığı için feda ettiler. Kurucu iradeyi temsil eden en önemli gücü, bir oldubittiyle tarihin derinliklerine gömdüler. Türklerle Kürtlerin bir arada yaşama arzusunu ifade eden aşağıdaki haritadaki sınırları temel aldığı, işbirlikçiliğe yanaşmadığı ve tavizsiz davrandığı için tasfiye ettiler.

-Misakı Milli Sınırlarını Gösteren ve Lozan’da Değiştirilen Harita-(Suriye ve Irak Sınırının nereden geçtiğine dikkat ediniz)

 

Günümüzde Suriye’de yaşananlar ve çözümsüzlüğe mahkûm olan durum bir yönüyle Lozan’da verilen tavizlerin dışavurumundan başka bir şey değildir. Suriye’nin kuzeyinin Türkiye sınırları içinde olduğunu bir an düşünelim. O taktirde dengelerin bu şekilde gelişmesi mümkün olabilir miydi?

Sözgelimi; Bölgemizin nadide medeniyet ve kültür şehri Halep, böylesine bir tahribata uğrar mıydı? Halepliler; Gaziantep’in, Hatay’ın, Kilis’in varoşlarında, sokaklarında, parklarında açlık, yokluk ve sefalete mahkûm olurlar mıydı? Çadırlarda büzülüp yaşamak zorunda kalırlar mıydı? Birkaç ekmek alabilmek için kuyrukta saatlerce bekleyip uçakların bombardımanında can verirler miydi? Kadınlar kocasız, çocuklar babasız, analar evlatsız, ölüler mezarsız kalır mıydı?

Görmek lazım yürek parçalayan bu insanların halini. Yiyeceği, giyeceği, barınacağı, ısınacağı olmayan bu insanları siz de görmelisiniz.

Bir de bu insanları istismar edenleri, gösteriş için, riyakârlık için, çıkar için kullananlar yok mu? İnsanlık, Müslümanlık, vicdan, merhamet, adalet yeryüzünden silinmiş sanırsınız. Şeytanlar dünyayı istila etmiş diye kahrolursunuz.

Bütün bunlar Lozan düzeninin eseri. Bu düzeni ortadan kaldırmadan bu coğrafyada kimse rahat yüzü göremez.

Gelin! Suriye ile Türkiye arasında bir oldubitti ve dayatmayla çekilen sınırı biz de aynı yöntemle yok sayarak işe başlayalım. Fiilen işlemez duruma gelmiş olmasını fırsata dönüştürelim.

28.02.13

 

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir