Engellemelere Rağmen Lozan Tartışılmalıdır

Lozan’ın kabul edilmesi ve uygulanmasının arka planı ne zaman konuşulmak istense bazı çevreler ortalığı hamasete boğarak saldırıya geçiyor. Tahammülsüzlük, suçlama, aşağılama moduna girerek konunun açılmasını engellemek için adeta canlarını dişlerine takıyorlar. Farklı düşünenleri, saltanat yanlısı olmakla ve ihanetle suçlamaya başlıyorlar. Başka konularla birlikte Lozan’ın da tabu olarak kalması için her yola başvuruyorlar.

Bu davranış biçimi suçluluk psikolojisinin dışavurumu gibi. Sakladıkları bir şeylerin ortaya çıkmasından büyük endişe duyanların ruh halini yansıtıyor. 

Aslında aradan geçen yüzyıl boyunca yapılan yanlışlar bile toplumsal hafızaya doğru olarak kaydedildi. Toplum ve devlet buna göre yapılandırıldı. Batı’dakine benzer şekilde dinî ve geleneksel anlayış yerini sekülerleşmeye terk etti. Müslümanlar ve Kürtler başta olmak üzere tüm toplum kesimlerine ağır bedeller ödetilerek hizaya sokuldu. Her alanda dönüşüm sağlandı, değer yargıları değişti, ulus devlet ideolojisi zihinlere kazındı, dayatılan modern hayat tarzı benimsendi, asimilasyon hedefine ulaştı, Din, devletin ideolojisine uygun hale getirildi, küresel entegrasyon gerçekleşti, taşlar yanlış da olsa yerine oturdu, devletin ve toplumun ekseni değişti. Herkes yeni pozisyonunu benimsedi. Ümmet ve imparatorluk kültürü yerini ulusçuluğa bıraktı…ilh.

Sistemi benimsemiş ve içselleştirmiş olan toplumun olan bitene tepki göstermesi, aldatıldığının hesabını sorması söz konusu bile değil! Kimsenin böyle bir beklentisi de yok! Bazılarının sandığı gibi korkulacak, endişenilecek bir şey kalmadı. Üstelik sağcı, solcu, milliyetçi, muhafazakar, İslamcı tüm kesimler devletin ideolojisine entegre oldular, ortada muhalif de kalmadı. Meydana gelen sosyal, siyasal ve kültürel değişimden sonra modern öncesi hayata dönüşün şartlarının oluşması ihtimal dışı! 

Buna rağmen, gerçeklerin üstündeki  sis perdesini aralamak isteyenler neden hala aforoz ediliyor anlamak mümkün değil! Bu saatten sonra gerçekler ortaya çıksa ve herkes öğrense de kıymet ifade etmeyeceği ortada ama resmi ideolojiden cesaret alan bir kesim alışkanlık haline getirdiği saldırganlıklarını sürdürüyor. Hayaller, yalanlar ve hamasetin yol açtığı çürümüşlük görünmesin diye çırpınıyorlar.

Halbuki, gizli kalmasını istedikleri bilgilerin, kimi ayrıntılar dışında kalan büyük kısmı açığa çıkmış durumda! İsteyen Resmi İdeolojiyi yalanlayan bir çok bilgiye hem de devlete ait kaynaklardan kolayca ulaşabiliyor. Yabancı kaynaklar ve biyografiler, hatıra kitapları bu ihtiyacı önemli ölçüde karşılıyor. Araştırmacılar, değişik kaynaklardan edindikleri bilgileri toplumla paylaşıyorlar.

Öte yandan; etno seküler sistemin kurulmasıyla  baş gösteren sorunlar aradan yüzyıl geçtiği halde yok olmadı, yerinde duruyor, bazıları giderek daha da büyüyor. Çözümsüzlük; geleceğe yönelik olumlu gelişmelerin önünü tıkıyor, ülkenin ve toplumun ufkunu karartıyor, barındırdığı çatışma potansiyeli nedeniyle iç barışı da tehlikeye sokuyor. 

Bu bağlamda, kurucu anlaşma olarak Lozan, kilit öneme sahiptir. Çünkü ana sorunlar Lozan’da alınan köklü kararların ve uygulamalarının sonucudur. Dolayısıyla; Lozan tartışılmadan, yakın tarih de ürettiği ve halen devam eden sorunlar da anlaşılamaz ve çözülemez. Yalnız Türkiye’nin değil, bölgenin, Kürtler başta olmak üzere halkların ve diğer birçok sorunun çözümü de buna bağlıdır. Suriye ve Irak’ta günümüzde olan bitenin konuyla yakından ilgili olduğunu hatırlamak tek başına çok şeyi açıklamak için yeterlidir.

Kürselciliğe evirilen sömürgeciliğin, sorunlardan çıkar üretme yeteneğini etkisizleştirmek için de Lozan’ı ve ürettiği sorunları doğru anlamak şarttır. Zira Lozan’ın, Ortadoğuda sömürü düzeninin egemenliğine kapının sonuna kadar açılmasını sağlayan bir boyuta da sahip olduğu unutulmamalıdır. 

Oynanan oyunu, kurulan tezgahı anlamadan Lozan’ı sağlıklı bir değerlendirmeye tabi tutmak da mümkün değildir. Bunun için, Batılı emperyalistlerin sömürgeler için bir çok kez tekrarladığı formüle dikkatlice bakmak son derece açıklayıcı olacaktır: Önce ülkeleri belirsiz bir süre için işgal altında tutuyorlar. Sonra hem işgalin maliyet ve külfetinden hem de tepkilerden kurtulmak için yönetimi kendilerine bağlı kadrolara bırakıyorlar. Kimi ülkelerde, çekilme gerçekleşmeden, halkın tepkisi ve öfkesi büyüyerek işgale karşı savaşa dönüşüyor. Ancak halkın bağımsızlık için verdiği Ulusal Kurtuluş Savaşını kazanması masada galip sayılmasına yetmiyor. Bunun için, dünyaya yön veren güçlerin dayatmalarına direnecek güce ve kadrolara sahip olmak gerekir. Eğer modern dünyaya hayranlık duyan yöneticileriniz varsa, büyük emeklerle yürüttüğünüz mücadelenin hiçbir anlamı ve değeri kalmıyor. Çünkü halkı temsil eden o ekip peşinen zihinsel olarak yenilgiyi zaten kabul etmiştir. Modernleşme, uygarlaşma, çağdaşlaşma gibi büyülü kavramlarla yapılan dayatmalara teslim olmaya hazırdır.  

Kurtuluş Savaşı öncesi ve sonrası bu şablonun hayata geçirildiğini dikkatle bakan herkes görebilir: Önce İngilizler İstanbul’u işgal etti, ardından Yunanlılar İngilizlerin onayıyla Anadolu’ya çıktı. Yunanlılara karşı Kurtuluş Savaşı verildi ama İstanbul’daki  işgalciler yerinde oturmaya devam ettiler, onlara dokunan olmadı. Lozan’da; işgalin sona erdirilmesi, Türkiye’de bir Ulus Devlet kurulması şartına bağlanıp garantiye alınınca onlar kendiliğinden çekildi.(Kurtuluş Savaşı 09 Eylül 1922’de İzmir’in Kurtuluşu ile sona erdi. İngilizlerin İstanbul’u terk etmesi 06.10.1923. Arada bir yıla yakın süre var.)

Bu kararın alınabilmesi için dayatmalara teslim olmayı reddeden Birinci Meclis kendi yöneticileri eliyle tasfiye edildi. Savaşı yürütmek üzere oluşturulan bu Meclisin “Hilafeti ve Saltanatı kurtarmak, Türklerle Kürtlerin eşit ortaklığına dayalı Osmanlı devletini sürdürmek” olarak belirlediği amaç yok sayıldı. 

Osmanlı sisteminin yerine ikame edilen Ulus Devlet için önce Cumhuriyet ilan edildi. Ardından sistemin tümüyle köklü biçimde değişmesine yönelik Devrim Kanunları adı altında peşpeşe kararlar alındı. Dinin egemenliğine son veren ve seküler sisteme geçişi sağlayan operasyonlar hayata geçirildi. Hilafet kaldırıldı, Eğitim tektipleştirildi; Din devletin egemenliği altına alındı, Şeri hukukun yerine modern hukuk geçirildi, toplumun geçmişiyle olan bağlarını koparmak maksadıyla alfabe değiştirildi, modern giyim tarzı yasalarla zorunlu hale getirildi… ilh.

Çok dilli çok kültürlü Osmanlı devleti, din karşıtı ve ırkçılığı temel alan bir Türk devletine dönüştürüldü. Kürdistan üçe bölündü, Kürtler red ve inkara tabi tutuldu. 

Her şey tepeden inme yöntemlerle ve zora başvurularak gerçekleştirildi. Sık sık şiddet ve sürgün yoluyla yeni sistemin kurulmasının önündeki engeller temizlendi. Sistem, darbelerle koruma altında tutuldu. 

Bu kadar büyük işler olduğu halde hala “Lozan Tartışılamaz” diyenlerin ya aklından zoru var ya da birilerinin hesabını işletiyorlar.

30.07.2021

 

Hits: 34

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir