GIDA, BARINMA, ADALET

İçinde yaşamakta olduğumuz günler insanlığın ne kadar anlamsız şeylerle uğraştığını yakından hissetmemize neden oluyor. İnsanların geneli için en önemli ve büyük hedef mal ve iktidara sahip olup güç sahibi olmaktır. Gelin görün ki, bu güç, gözle görünmeyen bir virüse boyun eğmek zorunda kaldı ve anlamını yitirdi. Bunca hırs ve mücadele işe yaramaz hale geldi. Şimdi insanlar barınma ile gıda dışında hiçbir şeye ihtiyaç duymuyor, değer vermiyor, umursamıyor ve önemsemiyor. Aslında, virüs olmasa da ölüm zaten şimdiye kadar aynı şeyi yapıyordu ve bu gerçeği hep gözümüze sokuyordu.

Bu şartlarda; bir kez daha insanın en çok başvurduğu zulüm, baskı ve sömürü anlamını yitirdi. Gıda ve barınmanın yanında sadece adaletin anlam kazandığı ve daha çok ihtiyaç haline geldiğini dünyayı yönetenler başta olmak üzere hepimiz iliklerimize kadar hissediyoruz.

Ne yazık ki; bunu sağlayacak yegâne imkana sahip olan Müslümanlar ise, buna hazır görünmüyor. Gerçeği görüp sahip oldukları gücü kullanmaya yönelmek için esasa bir türlü yönelmiyorlar. Kendi sorunlarını çözmeden hiçbir derde deva olamayacaklarını anlamaya yanaşmıyorlar.

Oysa inanç sistematiğini zedeleyen, dengeleri bozan, öncelik sırasını değiştiren, tali konuları esasın önüne geçiren, dolayısıyla da ihtilaflara kaynaklık eden bir takım önemli sorunları bulunduğunu fark etmek, ihmal edilemez önemdedir. Aslında yapılacak şey oldukça sade ve basittir: İslam’ın ana çatısını oluşturan farz ve haramlara göre hareket etmek! İnanç sisteminin uygulamaya yönelik bütün unsurları bu iki kavramın içinde saklıdır.

Bunu yapacaklarına; farzları ve haramları yok sayıp ya da görmezden gelip aşağıdaki örneklerde olduğu gibi tali görevleri esasın önüne geçirmeyi ve onlarla yetinmeyi tercih ediyorlar:

Beş vakit farz namazı terk ederken bayram namazı için titizlenmek. Bir bidat olan mevlit okutmayı kul hakkından, helal kazançtan, emek sömürüsünden üstün tutmak. Sakal, sarık ve cübbeye büyük önem atfedip bireysel ve toplumsal sorunları çözen farzlara ve haramlara uymamak. Dinî sembolleri kullanarak İslam’ı istismar aracı haline getirmek. Bazı yorumlara dayanarak naslarla belirlenen farzları ve haramları terk etmek. Güç sahiplerine şirin görünmeyi hakka ve doğruya tercih etmek. Tekbir getirerek şiddeti ve cinayet işlemeyi İslam’ın emri olarak göstermek. Belirli ibadetleri yerine getirirken İslam’ın diğer hükümlerini yok sayarak dindışı sistemle uzlaşmaya çalışmak. Temel kaynakların anlaşılmaz olduğunu ileri sürerek ayrıntıda boğulan kaynakları öncelemek. Dini hamasete sığınarak ırkçılığı meşrulaştırmak. Nafileleri yerine getirip zulme karşı çıkmamak. Emeğin kutsallığından dem vurup emek sömürüsüne sessiz kalmak, hatta savunmak.  Seyyid, şerif, hazret, şeyh, üstad, kutup, gavs, halife gibi unvanları sömürü ve istismar amacıyla kullanmak.

Kısacası, kendilerine zulmedenler  adaleti gerçekleştiremezler.

Diğer Makaleler...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir