İSLAM DEVLETİ MESELESİ

 

Ortaçağ sonrasında, dine dayalı egemenliğin yerine insanı mutlak belirleyici konuma getiren seküler düşüncenin uygulamaya yansıyan yüzü modern devlet olmuştur.   İster  monarşik ister demokratik karaktere sahip olsun modern devlet; alternatifsiz, vazgeçilmez, baskın, kutsal, otoriter ve hayatın bütün alanlarına hükmeden bir yapı olarak kurgulanmıştır. İlk örnekleri Avrupa ülkelerinde görülmekle birlikte, özellikle Fransız İhtilali sonrasında sömürgeciliği geliştirmek ve meşrulaştırmak üzere bütün dünyaya dayatmalarla kabul ettirilmiştir. 

Geleneksel dinî anlayışın reddine dayalı bir hareket olarak doğan İslamcılık da bu akımın etkisinde şekillenmiştir. İslamcılar; modern düşünceyle uzlaşmak amacında olduklarından, modern devlet modeline bir takım ekleme ve çıkarmalar yaparak  bir İslam Devleti  modeli geliştirme çabasına girişmişlerdir. Böylece, ortaya, İslam’la moderni buluşturan denemeler çıkmıştır. Anayasasında ve yasalarında İslam’a uygunluk şartı bulunmasına rağmen modern ulus devlet sistemini uygulayan halkı Müslüman ülkelerin yapısı bu düşüncenin eseridir. 

Köklü değişim ve özgün model vadeden İran bile ulus devleti taklit etmekten kendini kurtaramamıştır. Böylece, “İslam Devrimi”nin yeni bir dünya kurma iddiasını büyük ölçüde boşa çıkarmıştır. İran; modernleşmenin ne denli etkili, yaygın, kuşatıcı ve güçlü olduğunu ortaya koyması bakımından da ilginç bir örnek olmuştur. Ne yazık ki; Müslümanlar,  İslam’ın üstün özelliklerini hayata geçirmekte bu çağda da acze düşmüşlerdir. 

Dindışı düşünce sistemin karşısında yeni dönemde özgün bir model üretilememesi, İslam Devletinin varlığı ile ilgili bir takım şüpheleri  davet etmiştir. Geçmişte saltanatla benzer bir uzlaşma içine girmiş olması da bu şüpheleri güçlendirmiştir.

Bir yandan da içinden geçmekte olduğumuz postmodern sürecin bu yönde bir etkide bulunduğu söylenebilir. Modernliğin kesinlik, gerçekçilik iddiasına ve aşırı müdahaleci tutumuna tepki olarak gelişen postmodernlik, katı devlet uygulamasına karşı daha esnek bir yönetim modeline yönelmektedir. Zaten küresel sermaye ve gelişen kültür teknolojik imkanlarla devletlerin sınırlarını kolayca aşabilmektedir. İslam Devleti düşüncesi, daha önce saltanat ve modernlikle kurduğu uzlaşmayı bu yeni akımla da kuracak gibi görünüyor. İslam Devleti yoktur söylemi bu uzlaşmanın ayak sesleri olarak  değerlendirilebilir.

Bununla birlikte; konuyla ilgili son derece önemli bir sorun da Müslümanların kendi tezlerinin arkasında duracak birikim ve dirence sahip olmadıkları gibi risk almayı ve bedel ödemeyi göze almaktan ısrarla kaçınmalarıdır.  İnançlarıyla çelişki yaşama pahasına, dini, kendilerine uydurma çabası içinde olmalarıdır.

Kuran’da doğrudan “İslam Devleti” ifadesinin bulunmadığı doğrudur. Ama toplum hayatını düzenlemeye yönelik sadece devletin yerine getirilebileceği birçok hüküm, kavram, öneri ve emir yer almaktadır. 

Yaygın sınıflandırmaya göre İslam; İnanç, İbadet, Ahlak ve Muamelat  olarak birbiriyle bağlantılı dört ana bölümden oluşmaktadır. Her bölüm, kendi içinde bireysel alanı da toplumsal alanı da kapsayan konular içermektedir. Toplumsal alanla ilgili olanların çoğu devlet eliyle gerçekleştirilebilecek konulardır. Özellikle Muamelat, devletle ilgili konuları bağımsız bölümler şeklinde ele almaktadır.

Peygamber (as) dönemi ve uygulamaları başta olmak üzere devlet ve yönetim konularını ele alan sayısız eser yazılmıştır. Ayrıca, eleştirilecek yönleri olmakla birlikte  sadece yönetim konularını anlatması bakımından Ahkam-us-Sultaniyye başlıklı müstakil eserler alanla ilgili son derece önemli kaynaklardır. Dört mezhep İmamı ve diğer saygın tüm müctehitler konuyu çok yönlü ve derinlemesine ele almışlardır.

Peygamber (as), hayatının bütün aşamalarında Müslümanlara liderlikte bulunmuş, anlaşmalar yapmış, biat almıştır. Özellikle Medine’de önce ortak devlete öncülük etmiş, daha sonra Müslümanların egemenliğinde bir devlet modeli oluşturmuştur. Medine’deki tüm hayatını devlet başkanı olarak geçirmiştir.   

Elbette tüm kaynakların birinci derecede dayanağı olan Kuranda devletle ilgili doğrudan ve dolaylı çok sayıda ayet bulunmaktadır. Bunlar, var olan bir devletin yerine getireceği işlerdir. Bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:

Emir Sahipleri (Ulul emr-Devlet başkanı): “Ey iman edenler, Allaha, Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin”

Yönetme: “Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet, onların arzularına uyma ve seni Allah’ın indirdiği şeylerin bir kısmından uzaklaştırmalarından sakın.” (Maide 49) 

Ve (istiyorduk ki) onları yeryüzünde ‘iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım’, Firavun’a, Haman’a ve askerlerine, onlardan sakındıkları şeyi gösterelim. (Kasas 6) 

Cihat (Savaş): Kâfirlere boyun eğme. Bu Kur’ân ile, onlara karşı büyük bir gayretle cihad et. (Furkan 52)

Ganimet:Eğer Allah’a ve hak ile batılın ayrıldığı gün, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün (Bedir savaşında) kulumuza indirdiğimize inanmışsanız, bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah’a, Resûlüne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir. (Enfâl 41)

Anlaşma: Sizinle anlaşma yaptıktan sonra yeminlerini bozar ve dininize saldırırlarsa, inkarcıların önderleriyle savaşın; çünkü onların anlaşması artık geçersizdir. Belki vazgeçerler. (Tevbe 12)

Cizye: Kendilerine Kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın. (Tevbe 29)

Esir: Ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. (İnsan 8)

Ehliyet ve Adalet: “Şüphesiz ki, Allah size emânetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emreder” (Nisa 58) ”Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Hevâ ve hevese uyma, sonra bu seni Allah’ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.” (Sad 26)

Zekatın Toplanması ve Dağıtımı: Sadakalar (zekatlar) Allah tarafından bir farz olarak, yoksullara, düşkünlere, onların toplanmasında çalışanlara, gönülleri İslam’a ısındırılacak olanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda olanlara ve yolda kalanlaradır. Allah alimdir, hakimdir. (Tevbe 60)

Suçlar ve Cezalar: Allah’a ve Resûlü’ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının çapraz kesilmesi veya (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, dünyadaki aşağılanmalarıdır, ahirette onlar için büyük bir azab vardır. (Maide 33)

Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına bir karşılık ve Allah tarafından caydırıcı bir ceza olmak üzere sağ ellerini bilekten kesin. Allah kudreti dâimâ üstün gelen, her işi ve hükmü, hikmetli ve sağlam olandır. (Maide 38)

Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. (Nur 2)

“Namuslu kadınlara (zina suçu) atıp da sonra (bu suçlamalarını ispat için) dört şahid getirmeyenlere seksen değnek vurun ve artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. Onlar yoldan çıkmış kimselerdir.” (Nur 4)

Sonuçta unutulmaması gerekir ki, Allah; yaratan, mutlak otorite ve her konuda hüküm ve tasarruf sahibi olduğuna göre dindışı bir alan sözkonusu değildir. Dolayısıyla bu çerçeve, insan topluluklarının kaçınılmaz ihtiyacı olan devletin varlığını zorunlu kılmaktadır.

12.08.2021

Hits: 22

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir