SİYASETSİZ İSLAM / SİYASETSİZLEŞTİRİLEN İSLAM 1

Siyasal İslam” kavramlaştırmasının arkasında “Siyasetsiz İslam” çabasının yer aldığı artık sır değil! Bunun anlamı ve amacı, İslam’ı toplumsal hayatın dışına itmek ve tek direniş imkanını kırıp insanlığı küresel sömürüye karşı savunmasız bırakmaktır. İlginç ve şaşırtıcı olan, din karşıtları ile kimi dinî cemaat ve dindarların bu konuda aynı yaklaşımı paylaşmasıdır. Nasıl olur da dine karşı olanlarla, dine hizmet ettiği iddiasında olanlar İslam’ı tahrip etmek için ortak bir çaba içinde olabiliyorlar? 

Zihinleri bulandıran bu sorunun cevabını bulmak bir yığın belirsizliği netleştirmek ve ortadan kaldırmak için son derece önemli ve gereklidir:

Modern Uygarlığın postmodernliğe evrilmesi ve küreselleşmenin giderek belirleyici konumunu güçlendirmesine paralel olarak dünyanın tek merkezden yönetilmesine ilişkin politikalar da olağanlaşıyor ve alışkanlıklarımız, ezberlerimiz arasında yerini alıyor. Modern dönemde yapılan saha temizliği, İslam’ın dışındaki tüm kültürleri, uygarlıkları elimine etmeyi başarı hanesine yazdığı için yeryüzünün tamamını etkisi altına alan küresel hegemonya daha kolay ilerliyor. Egemen güçlerin, politikalarını hayata geçirirken İslam’ı tümüyle etkisiz hale getirmek için saldırılarını yoğunlaştırmaları bu son kaleyi de düşürmek içindir. Buna şaşırmamak gerekir. Zira asıl bu ölçüde büyük ve sınırsız bir gücün, sahip olduğu savunma ve saldırı mekanizmalarını böyle bir konuda harekete geçirmemesi şaşırtıcı olurdu.

Modern çağın on dokuzuncu yüzyılda sömürüyü meşrulaştırmak amacıyla geliştirdiği, -daha doğrusu, sömürüyü kolaylaştırmak, meşrulaştırmak, sıradanlaştırmak için- kurguladığı bilimi kurtuluş reçetesi gibi görenler, aynı yanlışı içinden geçmekte olduğumuz postmodern dönemde de sürdürüyorlar. Modern dönemin zihin kalıplarıyla baktıklarından için bu dönem onlara daha daha gelişkin ve çekici görünüyor. Geçmişin uzantısı olarak kurgulanan yeni sürüm algılar, ezberler, kutsallar, dokunulmazlar ediniyorlar. Zihinsel kuşatmanın küresel boyutunu, etkisini, gücünü, aldatıcılığını ve geliştirdiği sinsi koruma ve dönüştürme mekanizmaları gerçekleri görmelerine engel oluyor. Oysa, mahremi bile ortalığa saçmakta sakınca görmeyen bu süreçte insanlığın ortak birikimi ve değerleri yozlaşmakla kalmıyor giderek yok oluyor. Karşı konulmaz bir zihinsel bağımlılık altında kimliği, kişiliği iyice zedelenen kişi ve toplumlar, açgözlülüğe programlanmış robotlar gibi, önüne konan her şeyi kabul eden ve tüketen nesnelere dönüşüyor.

Yüzyıllardır; zaafları katlanarak büyüyen, neredeyse varlığını koruyacak gücü bile kalmayan ve bir türlü silkinemediğinden iç dinamizmini iyice yitirmiş olan Müslüman dünya, bu saldırıların da etkisiyle tel tel dökülmeye hızla devam ediyor. Dahası, günümüze gelinceye kadar çeşitli etki ve müdahaleler nedeniyle kimliğini korumakta zorlanan İslam’ın, önceki dinler gibi, gözden kaçan sessiz bir tahrif/bozulma süreci yaşadığı anlaşılıyor. 

Bunu anlamak için Hristiyanlıkla bir karşılaştırma yapmak, gerçeği fark etmek adına son derece öğretici olacaktır. Çünkü, Hıristiyanlık ile İslamın geçirdiği evreler karşılaştırıldığında, birebir olmasa da dikkat çeken benzerlikler göze çarpıyor:

 

Diğer Makaleler...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir