Zulüm Çok Asimilasyon Yok

Zulüm Çok Asimilasyon Yok

 

Birinci Paylaşım Savaşı sonrasında sömürgeci güçler eliyle kurdurulan elli devlet için öngörülen sistem üç aşağı beş yukarı birbirinin kopyasıdır. Arada küçük farklar olmakla birlikte, hepsinin egemen güçlerin çıkarlarına hizmet etmesidir önemli olan. Değişmeyen kural budur. Gerçekleştirilen bu operasyon son derece başarılı olmuştur ve yüz yıla yakın bir süredir uygulanmaktadır.

 

Bununla birlikte Türkiye’de hayata geçirilenlerin diğerlerinden farklılıklar taşıdığına bu gezi vesilesi ile bir kez daha şahit olduk. Egemenlik hesaplarının bozulmaması için, Hilafet merkezinin yerine kurdurulan Ulus Devletin tarihten gelen liderlik misyonuna dönmesi ihtimaline karşı ek tedbirlere başvurdukları anlaşılıyor.

 

Diğer ülkelerle Türkiye’yi karşılaştırdığımızda karşılaştığımız farkların bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

 

-Halkın yönetime katılması ilkesini hayata geçirebilmek için Türkiye’de Cumhuriyetin kurulması gerektiğini bildiren güçler, diğer Müslüman ülkelerde çelişkiye düşmek pahasına, geçmişi olmayan krallıklar, emirlikler ihdas etmekten çekinmediler. Kendileri için belirleyici olanın ilkeler değil, çıkarlar olduğunu böylece kanıtlamış oldular. Güney Kürdistan’ın içinde yer aldığı Irak’ın yönetimi Mekke’den getirilen ve kral ilan edilen Faysal’a teslim edildi. Daha sonra darbe sonucu göstermelik bir Cumhuriyete geçildi.

 

-Anayasa açısından bakıldığında; Türkiye Cumhuriyeti Anayasalarında, Din’e uygunluk şöyle dursun, Din karşıtlığı esas alınmıştır. Oysa halkı Müslüman olan diğer ülkelerin hemen hepsinde Din’e uygunluk temel bir kriter olarak kabul edile gelmiştir. Nitekim öncekilerde olduğu gibi son Irak Anayasasında da; kanunların ve uygulamaların Din’e aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır.

 

-Toplumun hayatından çıkarılması amacıyla Türkiye’de Din Devletleştirildi. Devletin dışında herhangi bir Dinî faaliyetin yapılması yasaklandı. Daha da önemlisi, başta Medreseler olmak üzere o zamana kadar faaliyet gösteren eğitim kurumları kaldırıldı ve yasaklandı. Eğitim bütünüyle tek tip modern okul sistemi içine alındı ve okullarda Din’in öğretilmesi imkânsız hale getirildi.

 

Diğer İslam Ülkelerinde bu denli katı bir Din karşıtlığına rastlamıyoruz. Modern eğitimin yanında geleneksel eğitim de devam etmiş ve kayda değer bir müdahaleye uğramamıştır. Siviller eliyle bir takım Dinî faaliyetler yürütülebilmiştir. Okullardaki Din eğitim-öğretimine önem verilmiştir. Sözgelimi; Suriye veya Irak’ta ilköğretimi tamamlamış bir öğrenci, bizdeki İmam Hatip Lisesi mezunundan daha fazla Dinî bilgi sahibi olabilmektedir.

 

-Birçok Ülkede; siyasî alana müdahale etmemek şartıyla mahkemelerde Şer’i Hukuka göre de kararlar verilebilmektedir. Özel hayatı ilgilendiren evlenme, boşanma, miras gibi konularda Dinî hükümler esas alınmaktadır. Türkiye’de ise bunların hiç biri mümkün değildir. İsviçre’den alınan Medeni Hukuk esas kabul edilmiştir. Din’e göre yapılmış akitler geçerli sayılmamaktadır.

 

-Türkiye dışında hiçbir Müslüman Ülkede kıyafet konusunda bu denli baskı ve yasaklama (Tunus’un son yılları dışında) olmamıştır. Bu amaçla yasal düzenlemelere gidilmemiştir. Şapka giymediği için insanlar idam edilmemiş; yerel kıyafetler, peçe ve çarşaf giyenler cezaya çarptırılmamıştır. Kıyafet tercihi, belli meslekler dışında genellikle kişinin tercihine bırakılmıştır.

 

-Hafta tatili yalnız Türkiye’de Cumartesi ve Pazar olarak uygulanmıştır. Diğer yerlerde geleneksel Cuma tatili sürdürülmüştür. Dinî grupları kendi inanç ve geleneklerine göre farklı günlerde hafta tatili uygulamasını sürdürmüşlerdir. Devlet, bizde olduğu gibi buna müdahale etmemiştir.

 

-Türkiye İle diğer İslam Ülkeleri arasındaki çok önemli bir fark da ‘Harf İnkılabı’ adı ile yapılan ve geçmişle bağları bütünüyle silmek isteyen uygulamadır. Tarihin hiçbir döneminde kanunla başvurulan böyle bir zorlama ile karşılaşılmamıştır. Bu Türkiye’ye özgü bir uygulamadır. Diğer İslam Ülkelerinde de bu yönde herhangi bir girişim söz konusu olmamıştır.  Irak Kürdistanı’na giriş yaptığımızda gerekli formları, Müslüman olduğundan beri Kürtlerin kullandıkları Arap harfli Kürtçe yazı ile doldurduk.

 

(Yer darlığı nedeniyle bu kadarına değinmek yeterli.)

 

Osmanlı’dan koparılan parçalar üzerinde kurulan irili ufaklı tüm devletler batının ürettiği ve dayattığı birer Ulus Devlettir. Ancak hiç birinde ulusçuluk/ırkçılık Türkiye’deki kadar sistematik, kapsamlı ve köklü olmamış; red ve inkar bu boyuta varmamıştır.

 

Kürtlerin yaşamakta olduğu Irak örneğinden hareketle belirtmek gerekirse, şöyle bir tablo ile karşılaşmaktayız: Arapların egemen olduğu Irak’ta da devlet ırkçılık yapmış, Kürtlerin haklarını tanımamış ve eşine az rastlanır zulümler uygulamıştır. Öncesinde de, Saddam döneminde de Kürtler büyük haksızlıklara, baskı ve katliamlara maruz kalmıştır.

 

Saddam’ın 1983 ile 1989 yılları arasında soykırım boyutunda uyguladığı Enfal operasyonlarının sonunda şu tablo ortaya çıkmıştır: Binlerce insan diri diri toprağa gömülerek can verdi. 4000 köy yok edildi. 185 bin Kürt öldürüldü, yüz binlercesi yerinden yurdundan oldu. 1800 okul, 300 hastane, 3000 camii ve 27 kilise yıkıldı. Toplamda Kürdistan’da köylerin yüzde doksanı yerle bir oldu, şehirler yaşanmaz hale geldi. Halepçe’de kimyasal silahlarla yapılan ve bir anda 6700 kişinin ölmesine yol açan katliam, bu operasyonun vahşi yüzünü ortaya koyan bir simge olarak karşımızda duruyor.

 

Duygusal bir atmosferde ve zulme lanet yağdırarak ziyaret ettiğimiz Halepçe’deki anıt müze olanların insanlığın ve yüzyılın yüzkarası olduğunu anlatıyor. Burayı gördükten sonra Kürtlerin başına gelenleri, sömürgecilere uşaklık eden diktatörleri ve ırkçılık belasını insanlığın başına saran Batı’yı daha iyi anlamak mümkün olabiliyor. Bundan dolayı, imkânı olan herkes bu bölgeyi mutlaka gidip görmelidir.

 

Akıllara durgunluk veren bu gaddarlıklara rağmen, Türkiye’de uygulanan asimilasyonun boyutuna hiçbir yerde rastlamanız mümkün değil. Köylerin boşaltılması ve yakılması, baskı, işkence gibi zulüm yöntemlerinde devletler birleriyle yarışabilirler. Ama asimilasyonda Türkiye ile kimse yarışamaz. Ne yazık ki, bu tahribatta rakipsizdir.

 

Barış sürecinin ümitlerimizi yeniden yeşertmesini umuyoruz.

Hits: 5

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir