“HRİSTİYAN NURCU”

Prof.Dr. Thomas Michel adındaki bu adamın Türkiye’deki ünvanı “Hıristiyan Nurcu”! Nurcuların yayınlarından bu adamın kimliğini ve dikkat çeken fikirlerini yorum yapmadan aşağıya alıyorum:

Prof.Dr. Thomas Michel S.J, ABD’nin Missouri eyaletine bağlı St. Louis şehrinde1941’de doğdu. Felsefe ve ilahiyat disiplinlerinde yürüttüğü çalışmalardan sonra, 1967’de bir Katolik rahip olarak görev aldı. Mısır ve Lübnan’da Arapça ve İslâmî araştırmalar konusunda çalıştı. Prof. Fazlurrahman’ın yönlendirmesi altında İbn Teymiye’nin yazıları üzerine bir doktora tezini tamamlamasından sonra, 1978’de, Chicago Üniversitesinden İslâm Düşüncesi alanında doktor ünvanını kazandı. Onun sonradan yayınlanmış bu doktora tezinin başlığı, şu şekildeydi: “Ibn Taymiyya’s Al-Jawab al-Sahih: A Muslim Theologian’s Response to Christianity”(İbn Teymiye’nin el-Cevâbu’s-Sahîh’i: Bir Müslüman İlahiyatçının Hristiyanlığa Cevabı).Dr. Michel, 1978-1981 yılları arasında Endonezya’nın Yogyakarta şehrindeki Sanata Dharma Üniversitesinde öğretim üyeliği görevinde bulundu. 1981’de, Vatikan’ın Dinler Arası Diyalog Konsülünün Asya Masasına tayin edildi. 1988’de Vatikan’ın aynı departmanının bölüm başkanı oldu. 1994-1996 yılları arasında, merkezi Tayland’ın başşehri Bangkok’ta bulunan Asyalı Piskoposlar Konferansları Federasyonunun Ekümenik ve Dinler Arası İlişkiler Ofisinin (FABC-OEIA) genel sekreter yardımcısı olarak hizmet gördü. Halihazırda Roma’daki Dinler Arası Diyalog için Cizvit Sekreteryasının genel sekreteri ve de, Asyalı Piskoposlar Konferansları Federasyonunun ekümenik sekreteridir.” (Kaynak:SORULARLA RİSALE. COM)

Aynı kaynakta yer alan bir ifadesi:

“Hayat yolculuklarını her açıdan Allah’ın rızasına uygun biçimde yaşama arzusunda olanlar için, modern medeniyetin eleştirisini yapmak, kaçınılmaz bir görevdir. İşte Said Nursî, bizim yüzyılımızda bu görevin, modernitenin değerlerine eleştirel bir yaklaşım formüle etme görevinin Müslümanlar ve Hristiyanlar tarafından beraberce icra ve ifa edilmesi gerektiğini kabul eden öncü düşünürlerden biriydi. 1946’da, İkinci Dünya Savaşının sona ermesinden kısa bir zaman sonra, şu ifadeleri kullanmıştı: “Şimdi ehl-i iman, değil Müslüman kardeşleriyle, belki Hristiyanın dindar ruhanîleriyle ittifak etmek ve medar-ı ihtilâf meseleleri nazara almamak, niza etmemek gerektir. Çünkü, küfr-ü mutlak hücum ediyor.”

https://sorularlarisale.com/bediuzzaman-said-nursinin-dusuncesinde-musluman-hristiyan-diyalogu-ve-isbirligi

Aynı kesime ait KÖPRÜ dergisinde yayınlanan Bediüzzaman’ın Düşüncesinde Savaş ve Barış, S. J. Thomas Michel,Çeviren: Sabri Hacınebioğlu adlı bildiriden:

“2002 senesinin Eylül ayında, İstanbul’daki barış ve hoşgörü konulu Uluslararası Risale-i Nur Sempozyumu’nda bir konuşma yapmıştım. Bu sunumda, Risale-i Nur’da bulunan barış temasının doğasını ve gerektirdiklerini ortaya koymaya ve bu görüşlerin Papa II. John Paul’ün görüşleriyle uygunluğunu göstermeye çalışmıştım.

Said Nursi’nin ardından ilerleyen Müslümanlar, haklı olarak böyle bir medeniyeti “İslam medeniyeti” olarak adlandıracaklardır. Ancak size şunu belirtmeliyim ki; bir Hıristiyan olarak Said Nursi’nin yaptığı ilahi değerleri rehber edinen medeniyet tarifini okuduğumda, benim ve Hıristiyan dostlarımın kurmaya çalıştığı medeniyet tarifinden farklı bir şey bulamıyorum. Benim bu söylediklerime inanmak zorunda değilsiniz. Dünyadaki Katolik Hıristiyanların manevi lideri Papa II. John Paul’ün bütün sözleri, yukarıda Risale-i Nur’da tarif edilen böyle bir medeniyeti işaret etmektedir.

Gerçek Hıristiyanlar ve gerçek Müslümanlar arasında bir medeniyet çatışması yoktur. Bunda şaşılacak bir şey yoktur, çünkü her iki topluluk da bir ve tek Allah’a inanmakta ve o Allah’ın öğrettiği prensipler ve değerler çerçevesinde bir toplum kurma arayışındadırlar. Eğer bir çatışma varsa, bu bir tarafta inanan insanların, Said Nursi’nin deyimiyle “müttakîn”in, medeniyeti ile diğer tarafta Allah’ı günlük yaşamlarında, siyasette, ekonomide ve sosyal ilişkilerde akıllarına getirmemeye çalışan; dini ise, şahsi inançlara, etkisiz törenlere ve renkli folklora indirgeyen bir medeniyetin çatışmasıdır.

 İncil ve Kur’an’da bize öğretildiği gibi, dini bir yönlendirme inananları pişmanlık ile Allah’a dönmeye, af dilemeye ve yeni bir biçimde başlamaya sevk ederek insanın hata yapabileceği gerçeğine de imkan tanır.

Said Nursi’ye göre, “İnşaallah, istikbaldeki İslâmiyet’in kuvvetiyle medeniyetin mehasini galebe edecek, zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-u umumîyi de temin edecek.”

Bu onun Müslümanlar için tahayyül ettiği, benim fikrime göre Hıristiyanlar ve bir Allah’a ibadet eden, O’nu seven ve O’na itaat eden tüm insanlar tarafından da paylaşılacak, soylu bir görevdir. Evrensel barış yalnızca insani bir arzu değil, aynı zamanda bütün inanan insanlara Allah tarafından verilen bir görevdir. Said Nursi’nin İslam’ın günümüz dünyasında barış sağlayıcı bir rol oynayacağına dair kanaati, Katolik Kilisesi’nin II. Vatikan Konsülü’ndeki, Hıristiyanların ve Müslümanların “barış, özgürlük, sosyal adalet ve ahlaki değerler”20 tesisi için tüm insanlık yararına birlikte çalışmak gibi ortak bir görevlerinin bulunduğu bildirisiyle aynı doğrultudadır.

Bu hedefin geçmişte Hıristiyan insanlar ve yönetimler tarafından genellikle takip edilmediği yönünde bir itiraz gelebilir. Dini savaşlar, Haçlı Seferleri, sömürgecilik ve hatta bugün bile, daha zayıf milletleri bombalayan, istila ve işgal eden hükümetlerin ve askeri liderlerin hareketleri akla gelebilir. Ancak, hepimiz hatırlamalıyız ki, İslam’ın yalnızca kendini “İslami” şeklinde adlandıran kişi, grup ya da hükümetlerin yaptıklarıyla yargılanmaması gerektiği gibi, Hıristiyanlık da kendini “Hıristiyan” olarak tanımlayan her kişi, grup ya da hükümetin yaptıklarıyla yargılanmamalıdır. http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=120

Türkiye’deki bin kaç aydın geçinip fikren zifiri karanlık içinde olanlara, Batı dünyasından, ABD’den ve Hıristiyan dünyasından bazı hakperest ve araştırmacı zatlardan nakil yapmak istiyorum. Meselâ; Dünya Dinler Arası Diyalog Cizvit Sekreteryası’ndan Prof. Dr. Thomas Michel, İstanbul’daki Bediüzzzaman Sempozyumu’nda diyor ki: “Said Nursî, Hıristiyan-Müslüman diyaloğu meselesi üzerine kafa yormuş, ufuk açıcı bir büyük muâsır mütefekkirdir. Şimdi onun bu görüşleri bereketli meyveler verme noktasına gelmiş bulunmaktadır. Onun hakkında tebliğ sunmaktan şeref duydum. Keşke onu tanıyabilseydim. Madem ki; dinlerin kökeni birdir ve İncil’de 50 bin yanlış var, tahrif olunmuş, öyle ise Risâle-i Nur bizim çağdaş tefsirimizdir.” https://www.yeniasya.com.tr/2010/10/15/yazarlar/haliluslu.htm

“Dünyadaki Katolik Hıristiyanların manevî lideri Papa II. John Paul’ün bütün sözleri, Risale–i Nur’da tarif edilen medeniyeti işaret ediyor” (Bkz. Yeni Asya, K. Güleçyüz, Papa, 03 Nisan 2005; T. Michel, Hz. İsa’nın Geri Dönüşü, İstanbul: Yeni Asya Neşriyat, 2004, s. 58).

Thomas Michel, Hz İsa peygamberdir ve bizim inandığımız Allah ile Müslümanların inandıkları Allah aynıdır ifadeleriyle konuya açıklık getirdi. Teslis inancının ise farklı bir yorum olduğunu ifade eden Michel, bunu tek yaratıcı inancına ters olarak algılamamak gerektiğinin altını çizdi.Umut YAVUZ 27 Kasım 2006 https://www.yeniasya.com.tr/2006/11/27/roportaj/default.htm

Diyarbakır Dicle Üniversitesi İlâhiyat Fakültesince düzenlenen “Kültürlerarası diyalog ve önemi” konulu konferansta konuşan Prof. Dr. Thomas Michel:

“Dinler arası diyaloğu, ‘’dinlerin ortak kültürlerini bir araya getirerek, kaynaştırmak ve etkileşimi sağlamak’’ olarak tanımladı.

Düşünce tarzı ve akademik çalışmalar yönünden Said Nursî’nin öğretilerinden ilham aldığını dile getiren Thomas, hem İslâmiyet’in hem de Hristiyan kültürünün, insanlara bir birleriyle çatışma, kavga etme, eksik yönlerini dile getirme yerine kardeşlik, sevgi, bir arada olma ve karşılıklı yardımlaşmayı telkin ettiğini belirtti.

“HIRİSTİYANLARLA MÜSLÜMANLAR ARASINDAKİ DİYALOĞA İHTİYAÇ VAR”

Hristiyanlarla Müslümanlar arasındaki diyaloğa ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bu iki din arasında yaşam tarzları açısından da büyük benzerlikler var. Buna, her iki dinin mensuplarının da Allah inancı dışında kalarak bir hayat sürdürememeleri örnek gösterilebilir. Her iki dinin mensupları da hem sosyal hem siyasal hem ekonomik anlamda Allah’ın gösterdiği yolda ilerlemek durumundalar. Her kulun, her din mensubunun dünyaya geldiği dini kolaylıkla analiz edip eleştirme hakkına sahip olması gerekir. Modern dünyada böyle bir çalışmayı yürütmüş kişilerden biri de Said Nursî’dir. O, modern dünyada veya Avrupa’da kökleşmiş değerlerin iki yönlü olduğunu düşünmekteydi. Onun resmettiği kültür haritasına göre, Hristiyanlar ve Müslümanlar bir araya gelip, aydınlanma çağından beri dünyaya kök salmış olan kötü değerlere karşı birlikte mücadele etme durumundadırlar.’’ Hristiyanlarla Müslümanlar arasında savaş olduğu dönemlerde dahi Said Nursî’nin hiçbir Hristiyan grubu zararlı diye itham etmediğini vurgulayan Thomas, ‘’İtiraf etmeliyim ki ülkem Amerika’nın bazı yerlerinde, Müslümanları terörist ve güvenliklerine tehdit oluşturacak insanlar olarak görenler var. Said Nursî’nin birbirimizin düşmanı olmadığımızı, hiçbir kültürün bir diğerinin düşmanı olmadığını vurgulamaktadır’’ diye konuştu. YENİ ASYA 24 Aralık 2010, Cuma. https://www.yeniasya.com.tr/gundem/said-nursi-nin-eserlerinden-cok-etkilendim_101082

Misyonerler ve Hıristiyan ruhânîleri, hem Nurcular, çok dikkat etmeleri elzemdir. Çünkü, her halde şimâl cereyanı; Islâm ve Isevî dininin hücumuna karşı kendini müdafaa etmek fikriyle, Islâm ve misyonerlerin ittifaklarını bozmaya çalışacak. Tabaka-i avâma müsaadekâr ve vücub-u zekât ve hurmet-i riba ile, burjuvaları avâmın yardımına dâvet etmesi ve zulümden çekmesi cihetinde Müslümanları aldatıp, onlara bir imtiyaz verip, bir kısmını kendi tarafına çekebilir.” Her ne ise, bu defa sizin hatırınız için kaidemi bozdum, dünyaya baktım.

Said Nursî http://www.risaleinurenstitusu.org/kulliyat/tarihce-i-hayat/altinci-kisim-emirdag-hayati/432

Thomas Michel, Bediüzzaman Said Nursi’nin Düşüncesinde Müslüman-Hristiyan Diyalogu ve İşbirliği:

“Anadolu tarihinin en trajik dönemlerinden biri esnasında yazan Said Nursî, bu şekilde birçok masum insanın da öldüğü realitesini gözardı etmez. Yaşadıkları zamanın trajik hadiselerinin kurbanı olan Müslümanlar kadar, masum Hristiyanların durumuna da değinerek ilgisini yalnız kendi cemaatine hasreden sektaryen sadakatin üstüne çıkması, ona şeref kazandıran unsurlardan biridir. “Hatta o mazlumlar kâfir de olsa” der Said Nursî, “âhirette kendilerine göre o dünyevî âfattan çektikleri belâlara mukabil rahmet-i ilâhiyyenin hazinesinden öyle mükâfatları var ki, eğer perde-i gayb açılsa, o mazlumlar haklarında büyük bir tezahür-ü rahmet görünüp, ‘Yâ Rabbi.. Şükür elhamdülillah’ diyeceklerini bildim ve kat’î bir surette kanaat getirdim.”

Bu bakımdan, Said Nursî’nin Hristiyanlıkta vuku bulmasını beklediği tasaffi, yani arınmanın türü, Hristiyanların İslâm’a girmek için dinlerini terketmesi değil; ondan ziyade, onların hayır olan şeye zaten sahip olan dinlerini tamamlamaları, kemale erdirmeleridir. Ehl-i Kitabı muhatap alan bir Kur’ân âyetini tefsir bâbında, şunu der Said Nursî: “Kur’ân. . . size bütün bütün dininizi terketmenizi emretmiyor. Ancak, itikadatınızı ikmal ve yanınızda bulunan esasat-ı diniye üzerine bina ediniz, diye teklifte bulunuyor. Zira Kur’ân,. . . tadil ve tekmil edicidir. Yalnız, zaman ve mekânın tagayyür etmesi tesiriyle tahavvül ve tebeddüle maruz olan füruat kısmında müessistir.”

“Said Nursî, Müslüman-Hristiyan diyalogu ve işbirliği üzerine orijinal ve insanı üzerinde düşünmeye sevkeden görüşler sunar. Onun merkezî tezi, Müslümanlar ile Hristiyanların beraberce, Allah’ın planına göre, beşerî izzet, adalet ve dostluğun esas olacağı gerçek bir medeniyet inşa edebilecekleridir. Bu, Müslümanlar ve Hristiyanlar birbirleriyle ilişkilerini sevgi üzerinde temellendirmenin yollarını arar ve bulurlar ise, mümkün olacaktır.

O, “Husumet ve adavetin vakti bitti” hükmüne ulaşmıştır.  Dünya Müslümanların ve Hristiyanların Vedûd ve Rahîm bir Rabbe iman temeline dayanan iki mü’minler cemaati olarak, öfke ve savaşa karşı ilâhî alternatif olarak sevginin yolunu göstermesini hâlâ daha bekliyor.

https://sorularlarisale.com/bediuzzaman-said-nursinin-dusuncesinde-musluman-hristiyan-diyalogu-ve-isbirligi
Yazımızı paylaşmak için aşağıdaki butonları kullanabilirsiniz:
0

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Enjoy this blog? Please spread the word :)